UZUNKÖPRÜLÜ GÖNÜLLÜ İKİ KADIN: “ANA- BACI”

“Bir ülkenin en büyük zenginliği nedir?” deseler, tereddütsüz, “inanmış ve adanmış insanlarıdır” derim. Bir davaya, gayeye, hedefe kitlenmiş insanların oluşturduğu toplumlar dağlar gibi sağlam olur.

İnandıkları dava uğruna Arabistan çöllerini aşan Sahabe-i Kiram Efendilerimiz (ra) Anadolu’ya İran’a Azerbaycan’a kadar uzanıp i’lâ-yı kelimetullah uğruna candan, cânandan vazgeçmişlerdir. Daha sonra bu bölgenin bir ilim merkezi olmasının temellerini atmışlardır. Onların açtığı yoldan ilerleyen dava adamı gönüllüler Anadolu bozkırlarını aşarak Balkanlara kadar uzanmışlardır. Gittikleri yerlerde gönülleri fethetmenin gönülleri kazanmanın derdinde olmuşlardır.

İşte serhat şehrimiz Edirne’mizin, adını köprüsünden alan şirin kasabası Uzunköprü’müz, bu türden olarak kendini bir davaya adamış, şehrin imarında çalışan asker ve sivil erkâna gönüllü olarak hizmetlerde bulunan iki değerli hanımı, “Ana Bacıyı” bağrında taşımaktadır.

Ana-Bacı, Gazi Turhan Bey’in emektarlarındandır. Gazi Turhan Bey, Sultan II. Murat’ın damadı, Fatih’in eniştesi Paşayiğit Bey’in oğludur. Bir diğer unvanı da “Mora Fatihi”dir. Rumeli topraklarının bugün Yunanistan sınırlarında kalan kısmının kademe kademe fethinde en büyük rolü oynayan serhat beylerinin Türk akıncı kumandanıdır. Gazi Turhan Bey, Padişah I. Murat tarafından Paşayiğit Bey’e yurt olarak verilen Kırkkavak Köyü’nde doğmuştur. Burası, askerî bir üs halinde medreseleri, imaretleri, camileri bulunan bir kasaba durumundaydı. Gazi Turhan Bey’in ilk görevi Karadeniz Sahilindeki Bizans şehirlerini zapt etmek olarak belirlenmiştir. Teselya, Mora, Varna savaşlarında da büyük başarılar göstermiştir. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi sırasında Bizans İmparatoru’nun Mora’da bulunan kardeşine askerî yardım göndermesini engelleyerek İstanbul’un fethinde büyük katkısı olmuştur. Gazi Turhan Bey’in mezarı ve mescidi Uzunköprü ilçesi Kırkkavak köyündedir.

İşte böyle güzel insanları bağrında taşıyan ilçemiz, maalesef bu güzel insanların -ve bu arada Ana-Bacının da- kabirlerine bile sahip çıkamamıştır. Kabirleri bugün kendi adları ile anılan Ana Bacı Caddesinin hemen başlangıcında bir merdiven altında metruk bir vaziyette bulunmaktadır. Şair Nazım Hikmet’in İstanbul’daki Ağa Camii’nin virane halini gördükten sonra,

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce,
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce.

dediği gibi, Ana Bacı Caddesinden her geçişimizde “ah!” ediyoruz, ancak elimizden bir şey gelmemenin açısını yüreğimizde hissediyoruz. Hâlbuki 1894 tarihli Edirne Salnamesinin 392. sayfasında, “Ana-Bacı, kasaba kenarında türbe-i mahsusalarında medfûn olup mezarları sade taştır. Gazi Turhan Bey’in emektarında bulundukları rivayet olunuyor. Türbeleri harap, civardaki kabristan muhafazasız iken ashab-ı hayrat ve müntesibîn tarafından Gazi-i Merhûmun türbedarı Hacı Mustafa Dede tarafından türbe-i mezkûre müceddeden inşâ olunduğu gibi, kabristan dahi muhafaza edilmiştir.” denilmektedir.

Bugün ise ne tarihi Osmanlı Mezarlığı ne Ana Bacı Türbesi kalmıştır. Tarihi eser katliamından ilçemizdeki mezarlık ve Ana Bacı Türbesi de nasibini almıştır. Bugün resimlerde görüldüğü gibi hüzünlü bir şekilde gönüllü, irfan sahibi ehli himmetten bir Fâtiha beklemektedirler. Olsun, Yunus’umuzun dediği gibi,

Bu dünya ol ahiretten içeri,

Âşıkın yeri var kimseler bilmez;

Yunus öldü diye salâ verirler,

Ölen hayvan imiş, Âşıklar ölmez!

 

Tüm gönül erleri için el-Fâtiha!

 

 

Spot cümleler:

Bir ülkenin en büyük zenginliği inanmış ve adanmış insanlarıdır.

 

Gönüllü iki Uzunköprülü kadın: “Ana- Bacı”

 

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce,
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce.

 

Özcan GÜNER

Eğitimci-Yazar

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*