TRAKYALI BİR GÖNÜL ADAMI: DR. FUAD UMAY

TRAKYALI BİR GÖNÜL ADAMI: DR. FUAD UMAY

 Dr. Veysi AKIN
Trakya Üniversitesi

Doktor, siyaset ve devlet adamı kimliğinin yanı sıra Cumhuriyetin kuruluş yıllarında kurduğu cemiyetler dolayısıyla “Bir Devrin Cemiyet Adamı” unvanını hak eden Dr. Mehmet Fuad Umay, Mehmet Nuri Bey ile Seniyye Hanım’ın çocukları olarak 24 Şubat 1885’te Kırklareli’de doğdu. İlk ve Ortaokulu bu şehirde tamamladıktan sonra lise eğitimi için o dönemde Trakya’daki tek vilayet merkezi olan Edirne’ye giden genç Mehmet Fuad, 1905 yılında Edirne Lisesi’nden mezun oldu. Babası onun doktor olmasını istemişti. Babasının arzusuna uyarak “tıbbiye tahsili” için İstanbul’a gitti. 1905 yılında kayıt olduğu İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1910 yılında mezun olarak, meslekte ilk görev yeri olan o dönemde Kırklareli sancağı sınırları içerisinde kalan ve günümüzde Bulgaristan’a dâhil olan Tırnovacık kasabasına tayin oldu.

Onun gençlik ve tahsil yılları Rumeli ve Balkanların kaybedildiği döneme rastlar. O, ömrünün bu safhasını 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında Balkanlardan memleketlerini kaybederek Trakya’ya gelenlerin göç acılarını dinleyerek geçirmiştir. Öğrencilik yıllarında Makedonya bölgesinde yaşanan hadiseler adeta Balkanlarda çıkacak bir savaşın habercisi gibiydi. O, Meşrutiyet döneminin bir Tıbbiyelisi olarak yaşanan askeri ve siyasi hadiselerin de etkisiyle kendisini “İttihatçı” gençlik hareketinin içinde bulmuştu. Bu düşünceler onun, vatan sevgisi ve hürriyet aşkı ile yetiştiği tahsil hayatı sonrasında milletine hizmet etme yolunda önemli adımlar atmasını sağlamıştır.

Mesleğinin daha ilk yıllarında memleket için büyük acılar yaşatan Balkan Harbi çıkmış ve o 1912-1913 savaş yıllarını Askeri Seyyar Hastanede yaralıların tedavisinde görev alarak geçirmiştir. Savaş sonrasında Tırnovacık’ın Bulgaristan’da kalması dolayısıyla eski görev yerine dönemeyen Dr. Mehmet Fuad, memleketi Kırklareli’ne Hükümet Tabibi olarak atanmış ve doğup büyüdüğü topraklara hizmet etme imkânı bulmuştur. Genç bir doktor olarak hastalarını tedavisinde gösterdiği gayret ve özveriyle kısa sürede hemşerilerine kendisini sevdiren Dr. Mehmet Fuad, burada iyi bir sosyal çevre edinmiş ve Kırklarelili hamiyet ve milliyetperverlerle beraber, daha sonraki cemiyet hayatında kendisine tecrübe kazandıracak olan bazı cemiyetlerin kuruluşunda rol almıştır. Balkan Harbi sonrasında kurulan Kırklareli Müdafa’a-i Milliye Cemiyeti bunlardan ilkidir. Bu cemiyet sayesinde az da olsa savaşın yaraları sarılmaya çalışılmıştır. Bir birinin ardı sıra çıkan Balkan (1912-1913) ve I. Dünya Savaşı (1914-1918) yıllarında salgın hastalıklar baş göstermiş ve halk açlık ve sefalet içerisinde perişan olmuştur. Özellikle Dr. Fuad Bey’in gayretleri ile zenginlerden ayni ve nakdi yardımlar toplanarak şehirde açılan aş evi sayesinde yoksullara yemek dağıtılmıştır.

İkincisi de Himaye-i Etfal Cemiyeti Kırklareli şubesi idi. Dr. Fuad Bey bu cemiyetin kuruculuğunda bulunduğu gibi, Bolu Hükümet Tabipliği’ne atandığı 1918 yılına kadar da başkanlık görevini ifa etmiştir. O, Kırklareli’de görev yaptığı sürede I. Dünya Savaşı’nın yokluk ve acılarını yaşamış, savaşın çocuklar üzerinde etkisini görmüş ve yetim çocukların yaralarını sarmak maksadıyla bu cemiyeti kurmuştur. Özellikle buradaki hizmetleri, ileride Milli Mücadele yıllarında Ankara’da ihyaen kurulacak olan Himaye-i Etfal Cemiyeti için kendisine bir ışık olmuş ve tecrübe kazandırmıştır denilebilir.

Dr. Fuad Bey, savaş sonrası Mütareke yıllarının getirdiği hengâme içerisinde memleketinde kalması sakıncalı görülerek Bolu’ya tayin edilmiştir. Sağlık alanında verdiği hizmetlerin yanı sıra onun cemiyet adamlığı vasfı burada da ön plana çıkacak, gençleri ve milliyetperver halkı yanına çekerek Bolu ve Milli Mücadele tarihinde iz bırakan cemiyetlerin kurulmasında görev yapacaktır. Milli Mücadele yıllarında görev yaptığı Bolu’da O, gençleri boş oturarak miskinlikten kurtarmak için Bolu Musiki Cemiyeti ve bölgede Milli Mücadele ateşini yakan Bolu Müdafa’a-i Hukuk Cemiyeti olmak üzere iki dernek kurmuştur. Her iki cemiyetin de kuruculuğunu ve başkanlığını yapmıştır. İlk cemiyet ile Bolulu gençlere kendisini sevdirmiş ve etrafında toplamayı başarmış, ikinci cemiyet sayesinde ise Milli Mücadele lideri Mustafa Kemal Paşa ile tanışmış ve kendisinin siyasi hayatını etkileyecek olayların gelişmesi sağlanmıştır. Dr. Fuad Bey, iyi bir cemiyet adamı olduğu kadar iyi bir doktordur. Her devirde mesleğini severek yapmıştır. Aynı zamanda lider bir kişiliğe sahiptir. Topluma kendisini sevdirip, saydırmayı bilmiştir. Bolu’da neşredilen Dertli gazetesinde “Trakyalı” mahlası ile yazılar kaleme alarak gençlerin ve toplumun aydınlanmasına katkı sağlamıştır. Bolu halkı bu sayede kısa sürede onu çok sevmiş ve Ankara’da kurulan TBMM’ne kendi vekilleri olarak göndermiştir. Böylece artık o, “Bolu Milletvekili Kırkkiliseli (Kırklarelili) Dr. Fuad Bey” olmuştur.

Dr. Fuad Bey, memleketi Kırklareli’de başlattığı cemiyetçilik düşüncelerini Mütareke yıllarında görev yaptığı Bolu’da edindiği tecrübelerle daha da geliştirmiştir. Bolu Milletvekili olarak Ankara’ya gittiği dönemde buradan aldığı cesaret ve özgüvene dayanarak, çok sayıda ulusal cemiyetin kurucu fikir babalığını yapmıştır. Bu cemiyetlerin hepsinin kurucular kurulunda bulunmuş ve birçoğunun başkanlığını yürütmüş veya çeşitli kademelerde yöneticiliğini yapmıştır.

Bunlar, kuruluş tarihleri itibarıyla kronolojik olarak 30 Haziran 1921’de kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu),   16 Şubat 1925’te kurulan ve Türk havacılığının öncü kuruluşu olan Türk Tayyare Cemiyeti (Türk Hava Kurumu), 19 Şubat 1928’de kurulan Himaye-i Etfal Kadın Yardım Cemiyeti (Türkiye Yardım Sevenler Derneği), 1 Aralık 1929’da kurulan halkın ev ekonomisine katkı sağlamasını amaçlayan Arı ve Kümes Hayvanları Yetiştirme Derneği, 12 Aralık 1929’da kurulan Türk insanını yerli malı kullanmaya ve tasarruflu yaşamaya alıştıracak olan Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti (Ulusal Ekonomi ve Arttırma Kurumu) şeklinde sıralanabilir.

Bu cemiyetlerin tamamın başarı öykülerinde Dr. Fuad Bey’in emeği ve çabası büyük olmakla beraber, bunlardan biri onun hayatının ve ülkeye hizmet etme anlayışının adeta merkezi olmuştur. O dönemdeki adıyla “Himaye-i Etfal” daha sonradan ismini M. Kemal Atatürk’ün tavsiyesi ile “Çocuk Esirgeme” olarak değiştiren cemiyettir. Hâkimiyet-i Milliye Matbaası’nın küçücük bir odasında 30 Haziran 1921’de kurulan bu cemiyet, kısa sürede İstiklal Savaşı yetimlerine sahip çıkacak, Dr. Fuad Bey’in gayretâmiz ve fedakârâne çalışmaları sayesinde yurt içinden ve dışından toplanan iânelerle Ankara Keçiören’deki kendi binalarına kavuşacaktır. O, 1921-1923 yılları arasında cemiyetin Katib-i Umumiliğini (Genel Sekreterliğini) yürütmüş, 1923-1950 yıları arasında da Genel Başkan olarak görev yapmıştır. O, artık halkın ve yetim yavruların ona verdiği unvanla “Yetimler babası”, kendi tabiri ile de Cumhuriyetin sağlıklı nesiller yetiştirme politikasının ana hedefi olan “Çocuk Davası”nın sahibidir. Onun başkanlığı döneminde Çocuk Esirgeme Kurumu’nun şube sayısı 750’yi aşmış, bu şubelerde dispanser, doğum evi, çocuk yuvaları ve süt damlası adı verilen müesseseler kurulmuştur.

Dr. Fuad Bey, Türkiye’de “Çocuk Davası”nın kazanılmasının, sadece yetim çocuklara sahip çıkan dernekler kurmakla olmayacağını görenlerden biriydi. Bu maksatla kurduğu dernekler adına çeşitli dergi ve kitaplarda yayınlamıştı. Bu dergilerde bizzat kendisi de yazılar yazıyordu. Çünkü o, Türk annelerinin ve çocuklarının eğitimine önem vermekte ve hayata hazırlanmalarının gerekliliğine inanıyordu.  Her bakımdan iyi yetişmiş çocuklar onun en büyük hedefi idi. Bunu sağlayacak olan ise annelerdi. O, bu idealini  “çocukluğun sıhhî ve terbiyevî inkişâfına yardım eder” şiarı ile neşrettiği “Gürbüz Türk Çocuğu” ve “Ana Mecmuası” ile gerçekleştirmek istemiştir.  Bu sayede Türk kadını çocuğunu daha bilinçli yetiştirecek, bebek ölümleri azalacak ve sağlıklı nesiller ortaya çıkacaktı.

 

O, cemiyetçiliği ve yetim çocuklara sarf ettiği emeğin karşılığı geride ülkesine ve çocuklara adınmış bir ömür bırakarak, kendi çocuklarına yeteri kadar zaman ayıramasa da günümüzde iyiliklerle yâd edilen bir insan olarak onlara hayırlı bir miras bırakmayı başarmış ve 1 Temmuz 1963’te İstanbul’da vefat etmiştir.  Şimdi ömrünün her anını, Türk milletinin kurtuluşu, ilerlemesi ve refahı için harcamış olmanın huzuruyla ebedi istirahatgâhı olan Zincirlikuyu Mezarlığı’nda yatmaktadır.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*