NERETVA ÜZERİNDE BİR GÜMÜŞ GERDANLIK: MOSTAR KÖPRÜSÜ

NERETVA ÜZERİNDE BİR GÜMÜŞ GERDANLIK: MOSTAR KÖPRÜSÜ

Prof. Dr. Rıdvan CANIM

Dil varmaz söz yetmez,

Bir uzak yakındayız ki ah gönlüm âh!

Bahar kıyımına

Yürek mi dayanır?

 

Zeynel Beksaç

 

Ve Mostar. İşte yeniden rüyalarımın şehrindeyim. Mostar’a ikinci gelişim. Neretva ırmağının iki yakasında Podvelez ve Hum dağlarının eteklerinde genişçe bir vadide kurulmuş yaklaşık 200.000 civarındaki nüfusuyla dünyanın müze kentlerinden birisi Mostar. Bosna’nın ikinci büyük şehri. Fatih Sultan Mehmed Mostar’ı ilk gördüğünde yanında Şemsî Dede varmış. O zaman kendisine şunları söylediği rivayet edilir : “Lala Lala, cennet bu olsa gerek!”. İşte o Mostar, köpüre köpüre ve kayaları döve döve akan Neretva’nın vahşî güzellikleri sayesinde bir zamanlar Bosna-Hersek’in altın yumurtlayan tavuğu olmuş. Bu ülkede pek az şehre nasib olan havaalanı, ay-yıldızlı fincanlarla yandan çarklı kahve ikramları, sedirler, yastıklar, ocaklar, daracık sokaklarında XVII.asır kepenkleriyle açılıp kapanan bakırcı ve kuyumcu dükkanları. İşte size Mostar.. İtalya’ya yaklaşık l50 km.lik bir uzaklığa sahip Mostar’da genellikle Akdeniz iklimi hakim imiş. Hemen her karış toprağında Osmanlı şehir kültürünün varlığını görmek mümkün. Savaşa rağmen. Evet, savaştan önce Mostar, sahip olduğu  ondört cami, onbir mescid, yedi medresenin yanı sıra çeşmeleri, han, hamam ve kervansarayları, tekkeleri, kütüphaneleri, muvakkithanesi ve saat kulesi ile deyim yerindeyse iliklerine kadar bir Türk şehriydi. Ödülü de var. l986 yılında “Ağa Han Dünya Mimarlık Ödülü” kazanmış Mostar.

Hersek bölgesi içerisinde dünyanın en güzel şehirlerinden birisi olan Mostar’ı görmeyen varsa gözlerini kapasın ve bizim Amasya’mızı düşlesin. Birini sakla birini çıkar. Şehrin içinden akıp giden Neretva nehri de zümrüt renginde bir ırmak. Tıpkı Yeşilırmak gibi. En önemli caddelerinde bile savaştan artakalan harap binalar çıkıyor önümüze. Savaşta büyük hasar görmüş olan merkezdeki en eski ve en muhteşem camilerden Karagöz Mehmed Bey Camii onarılmış yeniden. Bir zamanlar yanı başında bir de medrese varmış. Eser sahibi çok da yabancı değil bize. Karagöz Mehmed Bey, meşhur Sadrazam Rüstem Paşa’nın kardeşi. Mostar’da yaptırdığı çok sayıda vakıf eseriyle unutulmayan isimlerden birisi Karagöz Bey. Tabacica Camii olarak da bilinen l6. asır eserlerinden Hacı Kurtbey Camii ise Sırplar tarafından dinamitle havaya uçurulmuş. Nasuh Ağa, Hacı Bey, Derviş Paşa, Nezir Ağa, Beşir Baba, Hacı Ali Bey, Çerçici Hacı Memiş, Hacı Ahmed Ağa, Saruca İbrahim Paşa ve Hacı Yahya Bey camileri de hepsi Mostar’ın merkezinde olup bu savaşta Sırplar ve Hırvatlar tarafından bombalanarak yıkılmış. Çoğu toparlanıp ayağa kalkmanın çabası içinde. Bugün Mostar’da Neretva’nın sağ kesiminde daha çok Hırvatlar, sol kesiminde yani eski Osmanlı Mostar’ında ise Müslüman Boşnaklar yaşıyor.

Mostar, Sırp-Hırvat dilinde “köprü” anlamına geliyormuş. Eski Mostar şehri Neretva nehri üzerindeki bir tahta köprü etrafında kurulduğundan bu ismi almış. Zaten şehrin Osmanlı hakimiyeti yıllarında adı aynı zamanda “Köprülü” imiş. Aslında Mostar’ın köprüler şehri oluşu tesadüf değil. Köprüler bu şehrin alın yazısı. Bu şehrin kaderi köprüler. l566 yılında Kânûnî’nin emri üzerine Mimar Hayreddin tarafından Neretva üzerine inşa edilen şu eşsiz gerdanlık ise eşsiz bir yapı. Bu Köprü yapılmazdan önce yerinde zincirlerle asılı tahtadan bir köprü varmış. Mostar Köprüsü, hatırlanacağı üzere l992 yılı Haziran ayında Sırplar tarafından bombalanmış ve her biri birer elmas parçası olan taşları da Neretva’nın derin ve soğuk sularında kaybolmuş. Ve inşasından asırlar sonra yine Türklerin himmet eli yetişmiş imdadına Mostar Köprüsü’nün.

 

Tarihi Mostar Şehri

 

Beş asırdır üzerinden Neretva’ya uçarcasına atlayan gençlerin son temsilcileri ise şimdi şehrin ortasındaki şehidlikte yatıyorlar. Başlarında ay-yıldızlı birer mezar taşıyla. Bu köprüyü yıkanlar insan mıdır sizce!  Yusuf Çağlar, Mostarlı küçük Amar’a ithaf ettiği “Papatya Günlüğü”  adlı şiirinde şunları söylüyordu o günlerde, hepimizin yüreğindekini belki de.”Sonbahar. Solgun bir gül zamanı. Amar orada doğdu. Ve o gün. Bombaların ve kurşunların birer kurşun asker olarak şehirleri ateşe verdiği gün oradan ayrıldı. Mostar köprüsünde oyuncaklarını ve oyun arkadaşlarını bırakıyordu. Gözyaşlarının hiç bitmeyecek kadar çok olduğuna inanıyordu artık. Ağlamakla insanların ölmeyeceğine inanıyordu. Çocukların ölümlerine tanık olan kurşunlar ne yamandı. Ateşten gömlekler dağıtılıyordu sokaklarda. Amar şimdi İstanbul’da yaşıyor. Düşlerinde büyütüyor Bosna’yı. Hiçbir kurşun vuramıyor düşlerini. Mostar, hergün bahara taşıyor Amar’ı. Amar da düşlerin gerçek olduğuna inanmak için Mostar köprüsünü resim defterine çiziyor, küçücük maketler yapıyor. Ama her defasında düşlerden çığlıklarla uyanıp annesine sığınıyor. “Evimize ne zaman döneceğiz anne!” diyor. “Ne zaman döneceğiz! Bu evler bizim değil ki!” Ne İstanbul, ne güvercinlerin söylediği huzurlu şarkılar avutuyor Amar’ı. Ne de annelerin sevgi dolu yürekleri.. Ne de bahar, ne de yıldızlar. Amar’ın düşlerinde hâlâ, defalarca kurşunlanan küçücük çocuklar, adamlar, evler, köprüler var.

 

Neretva Nehri Üzerinde Bir İnci Gerdanlık: Mostar Köprüsü

 

Yeniden inşa edilen köprünün iki ayağında eski Mostar Kalesi’nden geriye kalan iki burç hâlâ bütün güzelliği ile ayakta. Bir zamanlar köprünün ayaklarında yer alan kulelerin çevresinde su değirmenleri, tabhane, cami, bekâr evi ve hamam varmış. Osmanlı asırlarında şehrin âlimleri, şairleri zaman zaman burada oturup ilmî, dînî ve edebî sohbetler, tartışmalar yaparlarmış.

Hicrî 974 senesinde inşâ edilen bu muhteşem esere ebcedle düşürülen bir tarih vardır ki; onun şanına çok uygun düşmüştür : “Kudret kemeri”.  Bu ifade, Mostar Köprüsü’nün yapılış tarihini vermektedir. Bir başka manzum tarihte ise bu sihirli yapının inşasına şu tarih beyti söylenmiş:

Kavs-i kuzahın aynı bu köprü binâ oldu

  Var mı bu cihân içre mânendi hey Allahım

 

Bilindiği üzere “kavs-i kuzah” gök kuşağı anlamına gelir. Evliyâ’nın köprü ile ilgili izlenimleri de hayli ilginç. Şöyle diyor Çelebi; “Bu köprüdeki letafeti ve zerâfeti ve mimarlık sanatını bundan evvelki mimarlardan hiç birisi yapamamıştır. Şehrin birçok cür’etli çocukları köprüden aşağı sıçrayıp nehre düşer ve gûyâ kuş gibi uçarlar. Her biri bir çeşit parende atarak suya düşer. Kimi baş aşağı, kimi bağdaş kurar. Kimisi ikişer üçer birbirlerini kucaklayarak suya atlarlar ve derhal kenara çıkıp kayalardan yukarı tırmanarak köprübaşına gelirler. Köprü üzerindeki vezirler ve âyândan ihsanlar alırlar. Köprünün su yüzüne varıncaya kadar yüksekliği seksen yedi kulaçtır. Nehrin derinliği yedi arşındır. İçinde hamam kubbesi kadar taşlar vardır. Yıldırım gibi gürleyip taşar gider. Şehir elli üç mahalledir. 3040 adet kâgir, kiremit örtülü evlerdir. Bu konakların çoğu, nehrin doğusundaki kayalar üzerindedir.

 

Mostar’dan.

 

Nehrin karşı batı tarafı tamamen gülistan olup (Şimdi bu kesim tamamen Hırvatlara ait modern yapılarla dolu bulunuyor. r.c.), herkes evi önünde nehirde balık avlayabilir. Temmuz’da şehir pek sıcak olur. Çünkü güneş şehrin ensesinde olan kayalara vurup şehre akseder. Doğu tarafı bağlardır. Şehrin havası ılık ve kışı lâtiftir. Halkının yüzleri kırmızıdır. Namuslu ihtiyarları destar (sarık) sarıp, taze yiğitleri kalpak ve kopçalı çakşır (düğmeli gömlek) ve çuha esvap giyerler. Kadınları ferace giyerler. Türkçe konuşup, Boşnakça ve Latince de bilirler. Şehriban narı kadar narı olur. Üzüm, incir, kayısı, şeftali ve servi ağaçları meşhurdur. “

Belki bir başka örneği sadece Arnavutluk’ta ve Dalmaçya kıyılarında görülebilecek “kayagan” adı verilen yassı taşlarla örtülmüş çok özel bir çatı kaplama mimarisi Mostar’da büyük dikkat ve ilgi çekiyor. İki Sırp ve bir Katolik kilisesinin yer aldığı Mostar’da 40’ın üzerinde Osmanlı hatırası cami bulunuyor. Mostar Köprüsü’nün hemen yakınlarındaki Keyvan Kethüda Camii’nin onarımı da tamamlanmış. Bahçesindeki medrese de faal vaziyette, cıvıl cıvıl çocuklar. Eski çarşı son derece hareketli. Mostar’a özgü el yapımı hediyeler alıyoruz dükkânlardan. Koski Mehmed Paşa Camii eski çarşının tam ortasında, Neretva nehrinin hemen kenarında. 17.asrın başlarında inşa edilen bu zarif eser, Ruznameci İbrahim Efendi Camii olarak da biliniyor. Etrafını saran tekke, türbe, şadırvan ve mederese ile beraber şirin bir külliye. Cami savaşta büyük hasar görmüş, Sırp topçusunun mermileriyle tamamen yıkılan minaresi yeniden yapılmış. Mostar’a gelmişken bugün bir etnoğrafya müzesi olan “Türk Evi”ni de gezmelisiniz. Mostar’ın tam ortasında yer alan şehir parkında ise çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ‘92-’93 şehidleri yatıyor. Birbirinden güzel mezar taşları ve adeta bir çiçek bahçesi şehidlik. Fatiha okuyup geçiyoruz. Arkama dönüp Mostar’a bir defa daha (son defa demiyorum!) bakarken yerden bir avuç Mostar toprağı alıp hatıra olarak Türkiye’ye götürmek üzere sarıp çantama koyuyorum. Hoşça kal güzel Mostar! Hoşça kal Osmanlının Balkanlardaki nazlı gelini! Hoşça kal gâzî şehir! .

 

“Hani nerede

Bahar yelleri aygın baygın estiğinde

Yüce kelimeyi yüksekte tutmak aşkına

Yataklara sığmayan savaşçı bedenler

Yeryüzünün bütün büyük nehirlerini

Cihan devletinin uyruğunda buluşturan

Ölümü hayatın ikiz kardeşi bilen

Kuştüyü yataklarda ölmek korkusuyla

Ecel teri döken

Seher vakitlerinde atlanıp pusatlanıp

Balkan şehirlerine şimşek gibi dalan

Mücahidlerin çocukları

Çıkıp gelin artık Bosnaya

Dedelerinizin geldiği yollardan”  

 

Cahit Yeşilyurt

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*