İSTANBUL’DA; ALTIMDA KUBBE, ÜSTÜMDE GÖKKUBBE

İSTANBUL’DA; ALTIMDA KUBBE, ÜSTÜMDE GÖKKUBBE
Mehmet Kâmil BERSE
Dersaadet Platformu Başkanı

 

Dersaadet’in merkezinde, asırlardır devam eden nefes alan hayat var…Sesler var, ışık var, güç var, Yapılar var, enerji var..Asırlara baliğ olan kültürler var, üstüste medeniyet  katmanları  var.. Dersaadetin merkezinde camiler var, çeşitli dinlere ait ibadet mekânları var, medreseler(Üniversiteler) Hanlar ,hamamlar, çarşılar, konaklar, mahalleler var..Tahtakale civarındayız, Tarihle sarmaş dolaş hanlardan bahsedeceğim bu defa…

İstanbul’un İslamla şereflendiği 1453 ten sonra yeniden yapılanmalarda ticaret merkezlerinin önemi  büyüktür.. Ticaret’in yoğun olduğu bölge Kapalıçarşı ve çevresi ile Tahtakale civarıdır. Tahtakale adı birçok şehirde kullanılan semt ismidir..Adına aldanıp, tahtadan bir kale olarak algılamayalım. Tahtakale adı Kale altı veya kale çevresi demektir.Arapça bir kelime olan Tahtakalenin asıl okunuşu Taht-al Kal’a dır. Mahmutpaşa’nın alt tarafındaki ticaret bölgesine Tahtakale denmesinin sebebi Kale altında olmasıdır..Bu bölgede bir kale var, Doğu Roma’dan kalan bu yapıdan bugüne sadece Kale’nin gözetleme kulesi tabir edilen kısmı kalmış, tesadüfen tespit edebildiğim bu yapı Büyük Valide Han’ın mütemmim yapılarından Sagîr han’ın kuzeydoğu iç duvarına yakın bir yerde bulunuyor. Bazı tarihi kayıtlarda Eiren kulesi olarak adlandırılıyor..İhtimaldirki onun tamamlayıcı binalarıyla bir kale idi. Bu yapının alt kısmındaki bölgeyede bugün Tahtakale denmektedir..

Büyük Valide han’dan bahsedince; Hem bugünkü durumu ve hem tarihi hakkında bilgi sahibi olalım..Son yıllarda Kubbelerinde gençlerin ve turistlerin gezinerek İstanbulu farklı bir mekândan seyirleri ve akrobatik gösteriler yapmalarıyla gündeme taşınan bir yer Büyük Valide Han..

Komşum olan,  Harun Reşit Göktaş kardeşimizin Kültürden kitaptan ve tarihi mekândan bahsederek beni davet ettiği Sağir Hanın ve Büyük Valide han’ın kubbelerine soğuk bir İstanbul gününde çıkınca bir anda binlerce yıllık şehrin 565 yıllık tarihinin yapılarına niye sahip olamadığımıza üzüldüm..ve uzunca bir araştırma yaptım..Kubbelerin üstünde dolaşırken Gökkubbenin altındaydım ama tarihin kubbelerinin üstündeydim. Bir kaç yıl önce James Bond bu kubbelerin üstünde motorsiklet ile film çekimi yapmıştı..Platform kurmuşlardı bu kubbelerin üstüne..kimden izin alınmıştı, filmcilerden ne kadar para alınmıştı, kimler almıştı ve o paralar bu hanın restorasyonu için niye harcanmadı..sadece TV de izlemiştik, ama şimdi o gösteriyide gözümün önüne getirdim. O filmi izlememiştim ama tahmin ediyorumki, film burada çekilirken maksatlı seçilmişti yerler ve ihtimaldir ki subliminal mesajlarda vardı filmde..

Harun Reşit kardeşimizin bu kubbelerin arasında bir mekânı var, sonradan yapılan birkaç odayı, bugün tarihin kokusunu vererek bir kültür mekânı yapmayı başarmış..En azından buraya çıkan turistleri ve gençleri kültürle buluşturuyorlar Harun Reşit bey ve mesai arkadaşı Hüseyin bey..adeta gönüllü kültür elçiliği ve bekçiliği yapıyorlar burada..Sevimli ve samimi mekânlarında sıcak çaylarımızı içerken İstanbul’u bir tepeden seyrediyor gibi camdan bakıyor Haliç’i Sarayburnunu, Perayı ve Anadolu yakasını yudumluyordum, duvarlardaki kitaplar, tarihi kilim ve halılar ve turistik hediyelik objeler burayı bir müze havasına sokmuş.. dışarıda soğuk bir hava olmasına rağmen kubbelerin misafirleri çoktu..Tabiiki bu durumun bir çok olumsuz hikayeleride var.. İstanbul’u burada  tüm içtenliğiyle, gerçekliğiyle, rüzgarıyla, kuşuyla, yağmuruyla, karıyla yaşadığını anlatıyor Harun Reşit.. Tarihin, yani binlerce yıllık duvarların sanki betonlarla gizlendiğini belirten Göktaş, “Burada üst üste sıva katları, boya katları atılmıştı. Buraya geldikten sonra yine aynı şekilde onları ellerimizle kazıdık, kendi çapımızda düzelttik ve 100 ton kadar moloz taşıyarak tarihi duvarları gün yüzüne çıkarmış olduk.” ifadelerini kullandı.

Harun diyor ki;  Yabancı turistler burayı çok iyi biliyor.. Bizim istediğimiz turistlerle beraber İstanbullular buraya gelsin. İnsanlarımız, İstanbul’u ciddi anlamda yaşasınlar istiyoruz. Belki burası Sultanahmet ve Galata kadar meşhur bir yer değil fakat çok güzel ve özel bir yer.

aslında Büyük Valide han’ın filmlere konu olacak önemli hikayeleri var..Belki bu sayıda tamamını anlatamayabilirim , devam edeceğim diğer sayılarda.. Büyük Valide han’ın tarihini en iyi bilen kişiden okumak isteriz.. Semavi Eyice hocaya kulak verelim;

Büyük Valide Han ve Sagîr Han

Büyük Valide Han’ın yer aldığı Hanlar Bölgesi çoğu zaman Mercan Mahallesi olarak da adlandırılır. Bölgenin en çok bilinen yokuşlarından birisi Çakmakçılar Yokuşudur ve Babıali Caddesi, Divan Yolu, Direklerarası gibi şöhretli yollarından birisidir. Uzunçarşı Caddesi ve Mercan Caddesinin kavşak noktası ile Mahmutpaşa Yokuşunun alt başı arasında uzanır. Mercan Ağa Mahallesi ile Taya Hatun Mahallesi arasında sınır yoldur. Alt başından gelindiğinde Alacahamam Caddesi, Fincancılar Sokağı, Tarakçılar Caddesi ve Tığcılar ile kavşakları vardır. Parke döşeli, oldukça dar ve dik bir yokuştur. Hem araba hem de yaya trafiği bakımından son derece yoğundur. Büyük Valide Han, Büyük Han, Yeni Han, Sünbüllü Han, Muradyan Han, Çakmakçılar Hanı, Sabrı Safa Hanı, Nasır Hanı, Birlik Hanı bu cadde üzerindedir.

Büyük Valide Han 1651 yılında Kösem Mahpeyker Valide Sultan (IV Murat ve İbrahim’in anneleri) tarafından Üsküdar’daki Çinili Camii’nin vakfiyesi olarak inşa ettirilmiştir. Birici ve ikinci avlularda toplam 153, üçüncü avluda 57 odası ile, üç avlulu ilk handır. Üçüncü avlunun bir cephesine bakan taraf Küçük Han veya Sagir Han olarak da bilinir. Kuzeydoğu köşesinde 12×12 m. en ve boy, 27 m. yüksekliğinde bir kule vardır.. Orta Bizans devrinde yapılmış olduğu tahmin edilen kule hanla birleştirilirken Türk duvar tekniğine göre dışı kısmen yenilenmiş, katlar ihya edilirken içine de kubbeli bir oda yapılmıştır. Kule bugün Karaköy Köprüsü üstünden bakıldığında görülebilmektedir. Yakından incelendiğinde de taş ve tuğla dizileri halinde yapıldığı, bazı pencerelerinden başka top lumbarları gibi yuvarlak menfezleri olduğu tesbit edilmektedir..Bu durumda, burası  bir Kale burcu gibi kabul edilebilir.
Büyük Valide Han bir şehir hanıdır. İki katında mevcut odaları ve avluları ile kimi zaman mesken, iş yerleri, atölyeler ve ahırlar olarak kullanılmıştır. Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’ne göre, Sagir Han’ın önemli bir kısmı ilk olarak Ağustos 1909’da ve tekrar 21 Mart 1926’da yıkılmıştır. Belediye kullanımını yasaklamış olsa da, kullanıcıların kendi eklemeleri ve onarımları ile günümüze kadar gelmiştir.

Büyük Valide Han 1951 yılından itibaren koruma kurullarının gözetimine alınmış ve 10 Nisan 1982’de tarihi miras olarak kabul edilmiştir. Tüm karşı çabalara rağmen, özellikle yirminci yüzyıl boyunca artan gereksinimlerle, iç ve dış mekânları bölünmüş, eklemelere tabi tutulmuş ve değişime uğramıştır. Bugüne kadar bir restorasyon görmemiştir. Kullanıcıların sayısı her gün gittikçe azalmakla beraber, tekstil ve metal olarak iki temel iş kolunca halen kullanılmaktadır.

İstanbul’da XVII. yüzyılda yapılan şehrin en büyük ticaret hanıdır. Bir Kervansaray hüviyetindedir. Ana cephesi Sultanhamam’dan Beyazıt’a çıkan Çakmakçılar Yokuşu boyunca III. Sultan Mustafa Camii hizasından başlayıp yokuşun üst tarafına kadar devam ederek arka taraftan da Uzunçarşı’da İbrâhim Paşa Camii yanına kadar geniş bir alanı kaplar. Haliç’e hâkim bir sırt üzerinde bulunmaktadır. Ölçüleri bakımından İstanbul’un en büyük ticaret hanı olan Büyük Vâlide Hanı, Sultan IV. Murad’ın (1632-1640) saltanat yılları içinde padişahın annesi Vâlide Kösem Sultan tarafından başta Üsküdar’daki Çinili Cami olmak üzere çeşitli yerlerdeki hayratına gelir sağlamak gayesiyle yaptırılmıştır. Evliya Çelebi’nin yazdığına göre hanın yerinde evvelce Cerrah Mehmed Paşa’nın sarayı bulunuyordu. Yıkılmış veya yanmış olan bu sarayın yerinde inşa edilen bu “şeddâdî” hanın bir tarafında da dört köşe bir cihannümâ kule yükseliyordu. (Bu yer anlattığım Kale’nin burcu gibidir.) Naîmâ’nın ifadesine göre Kösem Sultan’ın yirmi sandık florin altını olan şahsî serveti bu kulede saklanıyordu. Sultanın ölümünden sonra bu muazzam hazine devlete kalmıştır.

Büyük Vâlide Hanı’nın bir köşesinde gerçekten kare planlı bir kule bulunmaktadır. Schneider’in görüşüne göre bu kule Bizans çağından kalmıştır. İmparatorun saray muhafızının (Drungarios tes Biglas) makamı olan Vigla’nın da (Bigla) bu çevrede olması muhtemeldir. Bir ihtimale göre kule bu Vigla’ya aittir. Anlaşıldığına göre kule Büyük Vâlide Hanı’nın inşasından önce de vardı. Nitekim 1544-1555 yılları arasında İstanbul’da topografya ve arkeoloji incelemeleri yapan Fransız, Albi’li Pierre Gilles bu kuleyi Eirene Kulesi olarak adlandırır. 1553-1555 yıllarında İstanbul’da bulunan ve Galata sırtlarından şehrin büyük bir panorama manzarasını çizen Alman, Flensburglu Melchior Lorichs de (Lorck) bu büyük resimde Uzunçarşı’daki İbrâhim Paşa Camii’nin az berisinde bu kuleyi bütün heybetiyle göstermiştir. O sıralarda hayli yüksek olan kule sonraları alçalmıştır. XIX. yüzyıl sonlarına doğru Sebah-Joaillier fotoğrafhanesi tarafından Galata Kulesi’nden çekilen resimlerde kule kare şeklindeki kitlesiyle belli olmaktadır. Bugün ise artık çevredeki yüksek yapılaşma yüzünden daha az belirgindir.

Büyük Vâlide Hanı’ndaki odalarda genellikle bekârlar yaşıyordu. Bunlardan bazıları sonradan Osmanlı tarihinin tanınmış kişileri olmuşlardır (Lârî Mehmed Efendi, Yeğen Mehmed Paşa gibi). Fakat handa büyük ölçüde İranlılar ve Şiî Âzerîler barınıyordu. Bunların arasında bazı Ermeni tüccarların da varlığı bilinmektedir. J. de Thévenot’dan öğrenildiğine göre İstanbul’a gelen bazı yabancılar da XVII. yüzyılda bu handa kalıyorlardı. 1652 yılında, yani Vâlide Hanı’nın inşasından pek az sonra İstanbul’a gelen Fransız seyyahı, padişahın annesi tarafından yaptırılan bu hanın şehirdekilerin en güzeli olduğunu belirterek yabancı tüccarların burada daima barınacak ucuz bir oda ile mallarını koyacak bir ardiye bulduklarını yazar. Burada o yıllarda her yolcuya bir yatak, örtüler, halı ve yastıklar verilmekteydi.

Ancak İranlı Şiîler Büyük Vâlide Hanı’nı bir merkez yapmışlar ve muharrem âyini bu hanın birinci avlusundaki Mescid-i İraniyan’ın etrafında cereyan eden büyük bir gösteri durumuna girmiştir.

Hatta kanlı ve sert bir mahiyeti olan, bu sebeple bilhassa yabancıların görmeye gittikleri bu gösteri seyahatnâmelerde ve seyyah rehberlerinde önemle yer almıştır. Geçen yüzyılın sonlarında İstanbul’da yaşayan G. des Godins de Souhesmes, Büyük Vâlide Hanı’nda şahit olduğu böyle bir âyini anlatır. O gece burada toplam 8000 seyirci arasında oldukça çok sayıda Avrupalı sosyete kadınının bulunduğunu belirtir. Vâlide Hanı basın tarihi bakımından da önemli bir yerdir. R. Ekrem Koçu’nun Cevdet Paşa’dan naklen işaret ettiğine göre İranlılar ilk Kur’ân-ı Kerîm baskılarını kaçak olarak Büyük Vâlide Hanı’ndaki basımevlerinde yapmışlardır. Yine burada bulunan matbaalarında çok tutulan kitapların korsan baskıları gerçekleştirilmiş ve İstanbul’da ilk olarak resimli dinî kitap ve levhaları da burada basmışlardır. Hanın Çakmakçılar Yokuşu kenarında bulunan birkaç Ermeni kitapçı dükkânı ise Batı’dan özellikle Fransa’dan getirilen kitapları satıyorlardı. Bunlardan son ikisi 1950’li yıllara kadar mevcuttu.

Büyük Vâlide Hanı’nın Çakmakçılar Yokuşu üzerindeki dükkânlı cephesi muntazam kesme taştan ve tuğladan yapılmıştır. Bu cephedeki kapısı üstünde her biri dört kademeli yedi konsol üzerine oturmuş bir köşkü andıran pencereli bir çıkması vardır. Esasında inşaatının çok temiz bir işçilikle yapıldığı görülen içerideki sivri revak kemerleri de taş pâyelere oturmaktadır. Aslında kubbelerin kurşun kaplanmış olduğu anlaşılıyor. Fakat son devirde bunlar harap olduğu için tamamen sökülmüştür. Büyük Vâlide Hanı eğimli bir arazi üstünde ve kurulmuş bir şehir dokusu içine yerleştirildiğinden planı muntazam değildir. Ana kapıdan üçgen biçiminde küçük bir avluya girilir. Bunu takip eden ikinci avlu ise hemen hemen kare biçimli olup 63 x 66 m. ölçüsündedir. Bu avlunun ortasında mescid bulunur. Avlunun bir köşesindeki dar bir dehlizden geçilen üçüncü avlu dikdörtgen biçimli olup bodrumunda arazi meylinden faydalanmak suretiyle ahırlar yapılmıştır. Birinci ve ikinci avluda 153, üçüncü avluda 57 olmak üzere toplam 210 odası olduğu ileri sürülmektedir. Alt kat odaları beşik tonozlu, üst kat odaları kubbeli, revakları ise tonozludur. İkinci ve üçüncü avlulara açılan geçit dehlizleri çapraz tonozludur. Her odanın hem dışarıya hem de revaklara açılan pencereleri olduktan başka içlerinde ocakları ve dolap nişleri vardır. Büyük Vâlide Hanı tarihî ve mimari değerinin çok büyük olmasına rağmen son bir yüzyıl içinde bakımsızlık ve keyfî değişikliklere kurban edildiğinden bazı kısımları yıkıldığı gibi esas mimarisini bozan değişikliklere uğramış, bir taraftan da avluların içlerine yapılan çirkin ilâvelerle tahrip edilmiştir. Halbuki 1905’e doğru C. Gurlitt’in beraberindekiler tarafından çekilen fotoğraflarda, avlu revakları önlerine eklenen yapıların hanın güzel kâgir kemer düzenini bir dereceye kadar gizlemekle beraber çok çirkin olmadıkları, belirli ahşap ve kâgir bir estetiğe sahip bulundukları görülür.

Büyük Vâlide Hanı’nın 1906 yılı yazında bir kısmının yıkıldığı ve bazı kısımlarının da tehlikeli görülerek boşaltıldığı bir gazete haberinden öğrenilmektedir. Fakat herhalde İstanbul’da büyük tahribat yapan 1894 zelzelesinin sonucu olarak bu bölümler önce çatlamış sonra da yıkılmış olmalıdır. Vâlide Hanı’nın Han-ı Sagır (küçük han) denilen arkadaki bölümünün 21 Mart 1926’da yıkılması üzerine şehremaneti (belediye) tarafından tehlikeli görülen bölümleri yıktırılmıştır. Bundan sonra tamamen bakımsız kalan Büyük Vâlide Hanı bir taraftan bir harabe haline gelirken diğer taraftan da aslî bünye ve mimarisini bozan inşaatlarla tarihî karakterine aykırı düşen bir biçime sokulmuştur. Hanın büyük avlusu ortasında bulunan ve Mescid-i Îrâniyân adıyla tanınan fevkanî ahşap mescid 1950’li yıllarda bir yangın sonunda tamamen harap olmuş, 1951’de İranlılar Yardım Derneği tarafından şimdiki uygun olmayan biçimiyle yeniden yaptırılmıştır.

İkinci avludan üçüncüye geçit sağlayan tonozlu dehlizin sol duvarında 1320 (1902-1903) tarihli bir çeşme ayna taşı mevcuttur. Sokaktan birinci ve oradan ikinci avluya açılan kapıların ağaç üzerine iri başlı dövme çivilerle çakılmış demir levha kaplı kanatları henüz durmaktadır. Dış kapı halen tatil günlerinde kapatılmakta ve üzerinde yer alan küçük kapı kullanılmaktadır. 1989 Ekiminde birinci avlu çok kötü durumda idi. İkinci avluda revak kemerleri önlerine yapılan yeni inşaatla kapatılmış, yalnız sol tarafta bazı kemerlerin sadece üstleri görülebilmekteydi. Üçüncü avlu ise içini dolduran yeni inşaatla kapatılmıştı. Hanın uç kısımlarında yıkık bölümler vardı.

İstanbul’u coğrafyası ve tarihi ile bir bağlantı sunarken, , Büyük Valide Han örneğinde olduğu gibi, belirli bir kimlik, aidiyat, varoluş ve güven veriyordu buraları paylaşan insanlara. Sınırlar ve duvarlar iç ve dış dünya arasındaki ayrımı simgelerler. İstanbul’un farklı kültürel gruplarının yaşamları sadece mahallelerin mahrem yaşantılarında değil, toplumsal ve ekonomik yaşantının ortaya çıkardığı kamusal yerlerde de bu amaçlara yönelik inşa edilmiş anıtsal mekânlarda yer alıyordu. Zaman içinde bu kamusallık kendi mekânlarında yurt dokusu edinmişlerdir. Kaleler örneği, Hanlar duvarları içinde, insanlara birlikte yaşadıkları ve çalıştıkları güvenlikli odalar, atölyeler,  dükkan ve avlular sundular.. Büyük Valide Han’da  farklı millet’lerden  oluşan tüccarlar, ustalar ve çıraklar  yakın, ancak gerektiğinde mesafeli, birlik ve dostluk içinde hayatlarını idame ettirdiler. İstanbul’a yolu düşen ve yerleşen İran’lıların kendi ritüellerini, kutlu günlerini  İkinci Avlu’da bulunan mescitlerinde yıllar içinde günümüze kadar sürdürmüş olması bu olguya bir örnektir.

Büyük Valide Han, Tarihten gelen hikayesi ile bu durumdadır..Farklı iktisadi, içtimai , siyasi ve istihbarî olayların yaşandığı bir yapıdır Büyük Valide Han, bugün dahi duvarlarına sinmiş bu izleri bizlere anlatmak ister gibi bir hali var.

Konuyla ilgili, mimari,teknik ve hukuki makaleyi ele alan değerli yazarımız Cem Eriş bey’in makalesini de bu yazıdan sonra okuyalım..ve gelecek sayıda çok önemli konuları  ve çözüm önerilerimizi anlatacağız..İstanbul’un Tam göbeğindeki bu yapının ancak güçlü bir iradenin emri ile çözülecek tarihi problemleri var. Devletimizin bu konuyu çözmesi şarttır ve Muhterem Cumhurbaşkanımızın konuyu gündemine almasını arzu ederiz.

 

 

 

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*