İNSAN OLABİLMEK, YARDIMSEVERLİKTE DÂİMA ÖNDE OLMAK

Edirne… Osmanlı’nın gözbebeği şehir… Osmanlı-Rus Harbinde en büyük yenilgiyi yaşamışız. İnsan kaybı, nüfus göçleri, tazminat borçları, siyâsete müdahaleler çok olumsuz sonuçları getirmiş, II. Meşrutiyetten sonra artık Osmanlı’nın yaşadığı çeşitli zor şartlar, yıkımlar, fakirlik son haddine varmış; Edirne halkı da maalesef bundan payını almış, Balkan Harbi öncesinde savaş ve ağır yıkımın faturasını ödüyordu. Şehirde öksüz, yetim, kimsesizler çoğalmıştı.

Âfitab isimli gazetede yayınlanan ve Osmanlıcasından çevirdiğimiz makâle bu durumu son derece çıplak bir şekilde ortaya koyuyor. Aslında, dersler çıkartmamız gereken bir durum bu… Şehirdeki bunca yıkıma ve fakirliğe rağmen yardımlaşma duyguları, dayanışma ile güzel sonuçlar ortaya konması, Edirnelilerin her zaman yardımlaşma çabasının sürdüğünün ispâtı. Milletimiz her zaman yardımsever olmuş, yardım etmede din, dil, ırk ayırmamıştır. Hamiyetsever Milletimiz, zor şartlarına, fakir hâline rağmen daima yardıma koşmaktan hiçbir zaman uzak durmamıştır.

Bugün de dünyada cereyan eden savaşlar, çatışmalar, iç savaşlarda bu millet elinden geleni yapmakta, Afrika’da su kuyuları açmakta, Kurban Bayramlarında fakir insanlara kurban bağışında, maddî yardımlarda bulunmakta; coğrâfi olarak bize uzak dahi olsa sıkıntı, açlık, yokluk içindeki insanlara duyarsız kalmamaktadır. İnsan olmanın erdemini, yüceliğini dâima dünyaya ispat etmektedir.

Dünya kamuoyu bunu biliyor; çeşitli vesîlelerle takdirlerini beyân ediyor, ancak ne yazık ki Batı’nın bu yardımlaşma faaliyetini örnek aldığı pek söylenemez.

İnsanlık var oldukça yardıma muhtaç insanlar hep var olacak, yardım edenler de mevcut olacaktır. Bize düşen, işte bu yüksek duyguyu yaşatmak, muhtaç olanlara yardım etme, yaralarına merhem olma tavrımızı daima sürdürmektir.

Şimdi Âfitab’taki yazıya bakalım:

Edirne Osmanlı Fakir Çocuklarına Yardım Cemiyyet-i Hayriyyesi’nden…

Âfitab, 12 Temmuz 1326/25 Temmuz 1910.

Muhterem, Muazzez Kardaşlarımız;

Nizamnâme, beyannâme, ilânnâmelerimizle arz ettiğimiz üzere, biz âcizler, bir yere geldik, düşündük, tevhîd-i fikrettik; âcizâne şu “Osmanlı Fakir Çocuklarına Yardım Cem’iyyet-i Hayriyyesi”ni lehü’l-hamd teşekkülüyle muvaffak olduk.

Edirne’mizde mevcut bulunan ibtidâî mekteplerini gezdik, muallim efendilerle teâti-i efkâr eyledik, tahkîkat yaptık, gözlerimizle gördük ki, pek çok bî-kes, bî-vâye, fakir, yetim çocuklar var. Bu yavrucukların içinde aç, çıplak, hasta, sefil olanlar da var.

Bu yavrular, bu zavallılar, hayvan değil, insan yavrusu! Ana, baba kuzusu… Bunlar ileride ve -hemen beş on seneye kadar- vatanın müdafîi, kahramanları olacak… Bu kuzucukların hâl-i pür-melâlleri cidden ve hakîkaten acınacak bir haldedir.

Teşebbüs ettik, avn ü inâyet-i Bârî’ye, meded-i rûhâniyet-i Peygamberîye sığınarak ve bütün Osmanlı kardaşlarımızın hamiyet ve merhametlerine güvendik, ahd ü mîsâk ettik. Kemâl-i sıdk ve hulûs-ı niyetiyle ve son derece cehd ve gayretle işe başladık.

Öyle azm ü cezm ü kasd eyledik ki, ayda kırk paradan aşağı olmamak üzere iâne cem’ine karar verdik; hangi hamiyetli kardaşımıza teklif ve müracaat ettikse boş dönmedik, can-ı gönülden bize iştirak etti, az vakit zarfında a’zâlarımız çoğaldı; a’zâlarımız üçyüze baliğ [olup] diyebiliriz ki bu zât-ı muhtereme meyânında bir kuruş, yüz kuruş, üçyüz kuruş iâne veren vardır. Kaviyyen ümîd ediyoruz ki cemiyyetimiz yakında onbin, yüzbin a’zâya mâlik olacaktır, bu raddeye geldik de tasavvurâtımızı inşaallahü te’alâ fiile îsâl edeceğiz.

Leylî, mekteplerde yetimhâneler, taamhâneler açacağız, vatanımıza cehâlet, sefâlet düşmanlarını sokmayacağız.

Muhterem Kardaşlarımız!

Bakınız, şurada bulunan bu bî-kes, yetim yavrucuklara bir kere sorunuz, bunların içinde anasız, babasız, hiç kimsesiz pek çoktur. Çoğunun akşamdan sabaha yiyecek ekmeği yoktur, bu hâli bu sefâleti gören insan nasıl yaşar?!

Bugüne kadar iâneden hâsıl olan para ile bu yavrucuklara elbise, ayakkabı yaptırabildik, sünnetsiz olanlarını da sünnet ettirdik. Umûmun hamiyyetine müracaat ettik.

Şekerci esnafı meccânen şuruplarını yaptı, berber esnafı meccânen traş etti, hamamcılar, tellâklar meccânen yıkadı. Aşçılar meccânen yemeklerini pişirdi, arabacılar meccânen gezdirdi, arslan askerlerimiz musika (mızıka) gönderdi.

İşte hamiyyet!.. Kime müracaat ettikse canla, başla kabul ediyor, işte ümidimiz, maksat hâsıl oldu demektir.

Ey Muhterem Kardaşlarımız!

Sizi şu Hitan (Sünnet) Cemiyyeti’ne dâ’vet ettik. Bizi minnettâr eylediniz. Cümlenize ayrı ayrı arz u teşekkürler ederiz.

İşte görünüz, şu hâli, şu manzarayı görünüz de hep berâber çalışalım; siz bize, biz size -birbirimize- muâvenet edelim; şu zavallıları besleyelim, neşv ü nema bulsunlar, mekteblere verelim, tâ’lim ve terbiye ettirelim vatanımıza hizmet etmek yolunu öğretelim, vatanımızda fakir, yetim, bî-kes kalmadığını âleme gösterelim; “teâvenû (yardımlaşın)!..” emr-i celîline ittiba’ edelim. Sa’y u gayret bizden, muvaffakiyet Cenâb-ı Allah’tan.

Yaşasın Vatan, yaşasın Millet, yaşasın ashab-ı hamiyyet, yaşasın meşrutiyet!..

 

 

Yılmaz AKÇAALAN

Araştırmacı – Yazar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*