GÖNÜLLÜLÜKTE ÖNCÜ SAHABİ HZ. OSMAN

Hz. Osman (ra) Hicretten 47 yıl önce Mekke’de dünyaya geldi. Babası Affân b. Ebu’l-Âs, Kureyş kabilesinin en önemli kollarından Benî Ümeyye ileri gelenlerinden olup aynı zamanda şehrin zenginleri arasında yer almıştır. (İbn Abdilberr, el-İstî‘âb fî Ma‘riteti’l-Ashâb, I-IV, Kâhire ts. (Dâru Nehdati Mısr), III, 1037-1038). Babası gibi ticareti meslek olarak belirleyen Hz. Osman (ra), bu sayede genç yaşında kabilesinin en varlıklı üyelerinden biri haline gelmiştir. (İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, I-VIII, Beyrut ts. (Dâru Sâdır), III, 53-53).

Hz. Osman (ra) Hz. Ebû Bekir’in (ra) özel gayretleri neticesinden Müslüman olanlardandır. Bu sebeple gerek kendi ailesinden, gerekse diğer kabilelere mensup müşriklerden baskı ve işkence gördü. Gençliği döneminde Hz. Peygamber’in (sas) kızı Rukıyye (ra) ile evlenmek suretiyle Allah Rasûlü’nün (sas) yakın akrabası arasında dâhil oldu.(İbn Sa’d, III, 55-56). Rukıy­ye’nin (ra) Medine döneminde vefatından sonra Rasûlüllah’ın (sas) diğer kızı Ümmü Gülsüm (ra) ile evlenince ona ikinci kez damat olma şerefi elde etti. Hz. Peygamber (sas) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Hz. Osman’a (ra) kızınızı veriniz. Zira benim üç tane kızım olsaydı üçüncüyle de onu evlendirirdim”. (İbn Sa’d, III, 56).

Mekke müşriklerinin kendi içlerinden Müslüman olanlara baskılarını yoğunlaştırdıkları sırada Hz. Osman (ra), eşiyle birlikte Habeşistan’a hicret etti. Bir müddet Habeşistan’da kaldıktan sonra, Mekke’ye geri döndü. Ardından da Medine’ye hicret ederek ilk Muhâcirlerin arasına katıldı. Burada Hz. Peygamber’in (sas) tavsiyesiyle Medineli şair sahâbî Hassân b. Sâbit ile din kardeşi oldu. (İbn Sa’d, II, 55-56).

Hz. Osman (ra) Hicret’ten sonra gerçekleşen pek çok hadisede Hz. Peygamber’in (sas) yanında yer almıştır. Eşi Rukıyye’nin (ra) ciddi rahatsızlığı sebebiyle Hz. Peygamber’in (sas) de izniyle Bedir savaşına iştirak edememiş, ancak Uhud, Hayber ve Mekke’nin fethi ile Hevâzin savaşı ve Tebük seferine katılmıştır. (Tirmizî, Menâkıb, 19; İbn Abdilberr, III, 1038). Hudeybiye Barış Antlaşması’ndan önce Müslümanların temsilcisi olarak Mekke’ye gitmiştir. (Vâkıdî, Kitabu’l-Meğâzî, (thk. Marsden Jones), I-III, Beyrut 1984, III, 600-603; İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, (thk. Mustafa es-Sakkâ-İbrahim el-Ebyârî-Abdülhâfız Şelebî), I-IV, Beyrut ts., III, 329-330).

Hz. Peygamber’in (sas) vahiy kâtiplerinden biri olan Hz. Osman, aynı zamanda nesep alanında önde gelen sahâbeden olup Kur’an’ı ezberleyen ve Hz. Peygamber’in (sas) sağlığında fetva veren birkaç sahâbî arasında yer almıştır. Rivayete göre Kur’an okumayı çok sever, namazlarını uzun kıraatle eda ederdi. (İbn Sa’d, III, 75-76; İbn Abdilberr, III, 1040).

Kıraat farklarının sebep olduğu tartışmaları önlemek için Hz. Ebû Bekir zamanında mushaf halinde toplanan Kur’ân-ı Kerîm’i beş veya yedi nüsha olarak çoğaltıp Mekke, Basra, Kûfe, Şam, Yemen ve Bahreyn’e birer nüsha gönderdi, “imam mushaf” denilen nüshayı da Medine’de bırakmıştır. Hadis rivayetinde de hassasiyet gösterdiği bilinmektedir. Onun hakkında bir kişi, “Ashap arasında hadisleri Hz. Osman’dan daha tam ve güzel şekilde rivayet eden birini görmedim, ancak o hadis rivayetinden çekinen bir zattı” demiştir. (İbn Sa’d, III, 57). Rasûl-i Ekrem’den 146 hadis rivayet etmiştir. Hz. Osman, Rasûlullah’ın iki kızıyla evlenmiş olduğu için “zü’n-nûreyn” (iki nur sahibi) lakabıyla meşhur olmuştur. Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki kılıçlardan beşi ona nisbet edilmektedir. (Yiğit, İsmail,  “Osman”, DİA, XXXIII, 442-443.

Hz. Osman (ra) halim-selim, merhametli ve iyi niyetli bir kişiliğe sahipti. Müslümanlar arasında özellikle hayâsı ile şöhret bulmuştu. O kadar ki, Hz. Peygamber (sas), meleklerin dahi Hz. Osman’dan (ra) hayâ ettiğini ifade etmiştir. (Müslim, Fedâil,26, 27). Onun asıl hususiyeti ise iyilik yapma, hayır işleme ve cömertliğidir. Nitekim Müslümanlar için yardım talep edildiğinde en büyük yardım ve mali destek bilhassa ondan gelmiştir.

Medine’ye hicretten sonra içme suyu sıkıntısı yaşandığı bir sırada 35.000 dirheme satın aldığı Rûme Kuyusu’nu vakfetmesi onun Hicret sonrasında Müslümanlara ikramı anlamında en büyük cömertlik eseridir. Bu kuyu Medine’nin güneybatısında yer alan Akîk vadisinin aşağı kısmında sel sularının toplandığı yerde şehrin en eski kuyularından biridir. İlk defa kimin tarafından kazıldığı bilinmeyen kuyu bir ara kapanmış, İslâmiyet’in doğuşu sırasında Müzeyneliler’den biri tarafından yeniden açılmıştır. Adını, bu kuyudan insanlara su dağıtan Rûme adlı bir kadından veya daha sonra mülkiyetini ele geçiren Rûme el-Gıfârî adlı şahıstan ya da Akîk’in bu bölgesinin aynı isimle anılmasından aldığı rivayet edilmektedir. (Belâzürî, Ensâb, I, 536).

Hicretten sonra Müslümanlar Medine’de içme suyu sıkıntısı çekmeye başlayınca şehrin içme suyu kaynaklarının başında gelen Rûme Kuyusu’nun sahibi olan ve bazı rivayetlerde yahûdî olduğu bildirilen kişi kuyunun suyunu satıyordu. Rasûlullah ona ücret almaktan vazgeçmesini teklif edince geçim için başka bir gelirinin bulunmadığını belirterek bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem kuyuyu satın alıp Müslümanların istifadesine sunacak şahsa bu hizmetine karşılık olarak cennetin verileceğini, bütün günahlarının bağışlanacağını, kendisine cennette bu kuyudan daha güzel bir su kaynağının verileceğini bildirdi. (Buhârî, “Müsâķât”, 1, 74; Tirmizî, “Menâkıb”, 57; İbn Abdilberr, III, 1039).

Hz. Osman, Rûme Kuyusu’nu satın almak istedi. Sahibi tamamını satmaya yanaşmayınca yarı hissesini alarak kuyuyu nöbetleşe kullanmak üzere onunla anlaşma yaptı. Daha sonra ortağı kendi hissesini de satmak isteyince tamamını aldı ve Müslümanların kullanımına sundu. Kaynaklarda Hz. Osman’ın Rûme Kuyusu’na 20.000, 30.000, 35.000 veya 40.000 dirhem ödediği rivayet edilir. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe fî M‘arifeti’s-Sahâbe, (thk. Muhammed İbrahim-Muhammed Ahmed Aşur), I-VII, ? 1970 (Kitabü’ş-Şi‘b), III, 591). Bu rivayetlerden aynı zamanda Hz. Osman’ın kuyunun tabanını genişleterek suyunu arttırdığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber, Bi’rü Osman adıyla da meşhur olan Rûme suyundan Hendek Gazvesi’nde içerek suyun tadını övmüştür.(İbn Sa’d, I, 390, 392.

Hz. Osman’ın İslâm’da ilk vakıf örneklerinden biri olan bu davranışı Rasûl-i Ekrem tarafından övüldüğü gibi Medineliler’in hâfızasında da derin izler bırakmıştır. (Küçükaşçı, Mustafa Sabri, “Rûme Kuyusu”, DİA, XXXV, 231-232).

Hz. Osman’ın ayrıca Tebük Seferi hazırlıklarında en büyük yardımı yapması, Hz. Ebû Bekir zamanındaki bir kıtlık sırasında 1000 deve yükü buğday, kuru üzüm ve zeytinyağı ile dönen kervan malının tamamını muhtaç durumdaki müslümanlara dağıtması, Talha b. Ubeydullah’ta olan 50.000 dirhem alacağını bağışlaması onun cömertlik ve hayır duygusunu açıkça göstermektedir. Civardaki yerleri satın alıp Mescid-i Harâm’ı genişleten ve Harem’in sınır taşlarını yenileten Hz. Osman, Mescid-i Nebevî’yi yeniden inşa ettirirken kendi malından 10.000 dirhem harcamıştır. (İbn Abdilberr, III, 1040).

 

Spot cümle:

Hz. Osman, Rukıy­ye’nin (ra) Medine döneminde vefatından sonra Rasûlüllah’ın (sas) diğer kızı Ümmü Gülsüm (ra) ile evlenince ona ikinci kez damat olma şerefi elde etmiştir. Hz. Peygamber (sas) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Hz. Osman’a (ra) kızınızı veriniz. Zira benim üç tane kızım olsaydı üçüncüyle de onu evlendirirdim”.

Medine’ye hicretten sonra içme suyu sıkıntısı yaşandığı bir sırada 35.000 dirheme satın aldığı Rûme Kuyusu’nu vakfetmesi onun Hicret sonrasında Müslümanlara ikramı anlamında en büyük cömertlik eseridir.

Prof. Dr. Adem APAK

Uludağ Üniversitesi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*