GÖNÜLLÜLÜK RÛHU

Gönül Nedir?

Gönül demek; ruh demek, can demek, kalp demek, fuâd demek, yürek demek, dîl demek… Dahası îmân, ihlâs, samimiyet, niyet, irâde, rızâ, sevgi, aşk, vefâkârlık, fedâkarlık, diğerkâmlık… demek.

Gönül; hem duygunun hem düşüncenin, hem hissin hem şuurun, hem sezginin hem idrakin, hem vicdanın hem aklın, hem itmi’nânın hem de irfânın merkezidir. Zira kalp Kur’ân’da bir taraftan rûh/can, ilim, fıkıh/bilme, şecâat, korku; diğer taraftan akıl, tedebbür/düşünme, zikir/hatırlama, hidâyet, îmân, itmi’nân gibi kelimelerle irtibatlandırılır (Bkz. Mustafa Şentürk, Kur’an’da Akıl, YZY, İstanbul, 2004, s. 100).

Kur’ân-ı Hakîm; yumuşak, mütevâzi, mutmain, selîm, mü’min, münîb ve müttakî kalplerden övgüyle; gâfil, gamreli, paslı, günahkâr, marazlı, dağınık, kasvetli, katı, kılıflı, kaplanmış, kilitli, mühürlenmiş kalplerden yergi ile söz eder; ayrıca Mü’min, kâfir ve münafıkların kalplerini de konu edinir (Mustafa Şentürk, Kur’an’da Akıl, s. 99).

Gönül; “o, iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücudun iyi olduğu, o bozulursa bütün vücudun bozulduğu yetidir” (Buhârî, Îmân, 39).

‘İnsan pür gönülden ibarettir ve ondan başkası değildir’ denilse yeridir. Zira nazargâh-ı ilâhî olarak kalp, tasdîkin merkezidir. Bir taraftan îmân ve inkâr gibi itikâdın, diğer taraftan sevgi, merhamet ve korku gibi ahlâkın merkezidir.

Gönül, ne malın ne evlâdın fayda vermeyeceği günde aranacak olan kalb-i selîmdir (Şuarâ 26/88-89).

O bakımdan Hz. Peygamber (sas) “Allah sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar” (Müslim, Birr, 34) buyurmuştur.

Aslolan gönlün gözüdür. Gönlün gözü ile bakan güzel görür, güzel eyler. Gönül gözü, ayrıca olayların önünü ardını, nedenini sonucunu, niçinini nasılını görmeye yarar. Buna bir anlamda ferâset de denilebilir. Ferâset, Allah’ın sevdiği ve râzı olduğu kullarının imanları karşılığında bir lütuf olarak gönüllerine yerleştirdiği, hakikati gösteren sezgi ve ilhamdır. O bakımdan Hz. Peygamber (sas), “Müminin ferâsetinden sakının. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 15) buyurmuştur.

O nedenle Kur’ân’a göre fecâat gözlerin değil, gönüllerin kör olmasıdır (Hac 22/46).

Satırdan konuşmak değil sadırdan yani gönülden konuşmak önemli ve etkilidir. Zira gönülden konuşanlar yapmadıklarını söylemeyen, söylediklerini yapanlardır.

Gönül deyince büyük gönül adamı Yûnus’u anmamak olmazdı:

Gönül Çalab’ın tahtı,

          Çalap gönüle bahtı.

          İki cihan bedbahtı,

          Kim gönül yıkar ise.

 

          Hepisinden iyice,

          Bir gönüle girmektir.

          …

          Ben gelmedim davîüçün, benim işim sevîüçün

          Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.

Gönüllü Kimdir?

Gönüllü; îmânlı, ihlâslı, râzı, samîmî, vefâkâr, fedâkar, diğerkâm, sabırlı, cesur, seven, âşık, sevdâlı, arzulu/istekli/mürîd kimsedir… hâsılı şâirin deyimiyle, ‘rûhu olan âdemdir, rûhu yoksa ademdir’.

Gönüllü, söylem ve eylemi doğru orantılı olandır, diğer bir ifadeyle yapmadığını söylemeyen, söylediğini yapandır. Aslında pek söylemeyen sadece eyleyendir ya da eyleyerek söyleyendir.

Gönüllü, yaşayarak öğreten, öğreterek yaşayandır.

Gönüllü, kanaatkârdır, kanaatkârlığın en büyük ve bitmeyen zenginlik olduğunu bilendir.

Gönüllü, dış dünyasını değil iç dünyasını zenginleştirendir.

Gönüllü; güzel bakan, güzel gören, güzel düşünen, güzel(lik) yapan, güzel(lik) öğretendir.

Gönüllü, erdemi tüketimde değil üretimde arayandır, tabir-i diğerle üreten ama ürettiği kadarını tüketmeyendir.

Gönüllü, “Allah için doyuran ve bundan karşılık bir yana teşekkür dahî beklemeyendir” (İnsan 76/8-10).

Gönüllü, tasadduk edendir. En çok da kendisini… Yani kendisini Allah yoluna adayandır.

Gönüllü atanmış değil, adanmış olandır.

Gönüllü; alan değil verendir, bekleyen değil beklenendir, sermayeyi biriktiren değil aksine dağıtan ve muhabbet, vefâ, dost… hâsılı gönül biriktirendir.

Gönüllü, varlığa sevinmeyen, yokluğa yerinmeyendir.

Gönüllü, yük olan değil, yük alandır.

Gönüllü, “yâr olup, bâr (yük) olmayandır; gül-i gülzâr olup hâr (ateş) olmayandır.

Gönüllü, halk içinde Hak ile olandır.

Gönüllü, başkasıyla değil kendi nefsiyle mücâdele eden, kendini yenendir.

Gönüllü, insanlara Allah’ı, Allah’a insanları sevdirmek için uğraşandır.

Gönüllü, “bollukta da darlıkta da (Allah rızası için) sarfeden, öfkesini yutan, insanları affeden muhsindir” (Âl-i İmrân 3/134).

Gönüllü; “müjdeleyen nefret ettirmeyen, kolaylaştıran zorlaştırmayandır” (Müslim, Cihâd ve Siyer, 6).

Gönüllü, “öldürülmesi muhakkak gecede ‘En Sevgili’nin’ yatağına bedenini -aslında gönlünü- ya da mağaradaki yılan deliklerinin sonuncusuna ayağını ya da öyle görünen gönlünü koyandır”.

Gönüllü;

Gönüllü; gönlünü hırs, hased, kibir, riyâ, şehvet, şöhret, gaflet, gazab, kin… gibi kötü huylardan arındırandır.

Gönüllü; az yiyen, az uyuyan ve az konuşandır.

Gönüllü; Allah için seven, Allah için buğzeden, Allah için bakan, gören, Allah için düşünen, Allah için yürüyen, yapan, Allah için yaşayan ya da ‘Allah ile’ yaşayandır.

Hep söylediğimiz gibi: Rûhun gönlünü inşâ edebilirsek eğer, Allah bize gönül rûhunu da, gönüllü rûhunu da, gönüllülük rûhunu da bahşeder.

 

SPOTLAR

Gönüllü de; îmânlı, ihlâslı, râzı, samîmî, vefâkâr, fedâkar, diğerkâm, seven, âşık, sevdâlı, arzulu, istekli/mürîd… hâsılı şâirin deyimiyle, ‘rûhu olan âdemdir, rûhu yoksa ademdir’.

“Allah sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar” (Müslim, Birr, 34)

Kur’ân-ı Hakîm; yumuşak, mütevâzi, mutmain, selîm, mü’min, münîb ve müttakî kalplerden övgüyle; gâfil, gamreli, paslı, günahkâr, marazlı, dağınık, kasvetli, katı, kılıflı, kaplanmış, kilitli, mühürlenmiş kalplerden yergi ile söz eder; ayrıca Mü’min, kâfir ve münafıkların kalplerini de konu edinir.

 

Doç. Dr. Mustafa ŞENTÜRK

Trakya Üniversitesi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*