GÖNÜL NE OLA Kİ?

Yunus der: Ey Hoca,

İstersen var bin Hacca,

Hepisinden iyice,

Bir gönüle girmektir.

 

Arapça kalb, hâtır; Farsça dil, derûn; Türkçe yürek kelimeleriyle de karşılanır “gönül” sözcüğü. Manevî duyguları resmetmekte önemli bir güce sahiptir. Bu yüzdendir ki bu sözcük Türk edebiyatında kendine büyük bir yer edinmiştir. Halk Edebiyatı, Divan Edebiyatı ve Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı’nda, usta ellerce bir inci gibi işlenir mısralara. En çok türkü ve mani nazım şekillerinde karşımıza çıkar, ruhumuza seslenir. Kimi zaman şâir Nef’î’dir bu inciyi işleyen üstat, kimi zaman ise Hayâlî…

Kuyuya düşen Hz. Yûsuf olur bazen gönül  (Kuyuya düşer, mahpus olur) bazen de  Tûr Dağına benzetilir (Hz. Mûsâ’ya Cenâb-ı Hakk’ın tecellisi orada vuku bulmuştur. Âşık gönlünde de ilâhî tecellî her an zuhur edebilir).

Gönül hem çok yüce hem de çok hassastır. Çabuk kırılır, tamiri ise kolay olmaz, ayna gibidir. Gönül, insanın kalbidir, manevi duyguları, sezgileri, sözleri olmayan dilidir. Ehl-i kalb için “hepisinden iyice, bir gönüle girmektir”. Bunun yolu ise gönülden gönüle yapılacak yolculuktur. Bu yolculuğa çıkmak için gönlü bilmek, tanımak gerekir. Olgunlaşmak için diğer gönüllere kıymet vermek önemlidir. Bu da ancak bir insanın karşılık beklemeksizin başkalarına iyilik etmesiyle mümkün olabilir.

Türk Dil Kurumu, gönülden türetilen gönüllülük ismini; “gönüllü olma durumu” olarak tanımlar.

Eğitimde gönüllülük ise bireyin kendi isteğiyle, herhangi maddi bir karşılık beklemeksizin ya da herhangi bir çıkar beklentisi olmadan, eğitim hedeflerine ulaşılması ve topluma hizmet amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetlerin tümü olarak tanımlanabilir.

Gönüllü olarak eğitim sistemi içerisinde yer almak manevi gelişimini tamamlamış ya da bu hedefte büyük yol kat etmiş kişilerin gerçekleştirebileceği bir eylemdir. Karşılık beklemeden eğitime katkıda bulunmak, sahip olduğu bilgi ve birikimi ihtiyaç sahibi kişilerle paylaşmak, ışık olmak, günümüzde yaşayan ehl-i kalb’in işidir. Bu, bir gönle dokunma eylemidir. Bir kalp alışverişidir.

Eğitimde Gönüllülük ve Gönüllü Eğitimi

Türk eğitim sistemi içerisinde gönüllülüğü esas almalı ve gönüllüler yetiştirmelidir. Bu anlamda üzerimize düşen görevi yerine getirmeliyiz. Eğitimin bir millet; bir ülke görevi olduğunu bir an bile aklımızdan çıkarmamalıyız. Yalnız ülke sınırları içerisinde yaşayan çocuklarımızı düşünmekle de kalmamalı, ülke sınırlarını aşmalıyız. Çeşitli nedenlerle yurt dışına göç etmiş vatandaşlarımıza, soydaşlarımıza ve akraba topluluklara el uzatmalıyız. Osmanlı döneminde en parlak zamanlarını yaşayan ve bugün Türk azınlıklara ev sahipliği yapan Balkanları da göz ardı etmemeliyiz.

Günümüzde; Makedonya, Kosova, Bosna-Hersek, Yunanistan, Bulgaristan ve Arnavutluk (Arnavutluk haricindeki diğer Balkan ülkelerinde ilköğretim ve ortaöğretimde Türkçe zorunlu ya da seçmeli ders olarak öğrencilere verilmektedir) gibi Balkan ülkelerinde Türkçe eğitim ve öğretim yapılmaya devam etmektedir. Bazı ülkelerde ilk ve ortaöğretimde Türkçe eğitim verilirken, bazı ülkelerde sadece yükseköğretim düzeyinde Türkçe eğitim verilmektedir. Okul sayılarının arttırılması, eğitim kadrolarının desteklenmesi, okullarda okutulacak ders kitaplarının ve eğitim araç gereçlerinin temin edilmesi gerekmektedir.

Türk Hükumeti, kurulması gereken gönül bağının farkında olarak hareket etmekte ve eğitim için gerekli desteği sağlamaktadır. Örneğin; “Her şeyin başı nitelikli, iyi yetişmiş insan nüfusuna sahip olmaya bağlıdır” görüşüyle hareket eden TİKA (Türkiye işbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) 1995 yılından sonra ecdat yadigârı topraklarda eğitim faaliyetlerini hızlandırmış; okullar, kütüphaneler, laboratuvarlar inşa etmiş, üniversitelere teknik donanım yardımları yapmıştır. Eğitim gönüllülerinin kurduğu vakıflar, özel kurumlar ve kuruluşlar çocukların geleceğine ışık tutmak amacıyla çeşitli yardımlar gerçekleştirmeye devam etmektedir. Bu bağlamda bize düşen, gönül bağının önemini fark etmek, gönüllü olmaktır. Bu minvalde, Edirne’de gönüllerde yer kazanmış Mimar Sinan Vakfı da tüm Balkan coğrafyasını Osmanlı’nın mirası kabul ederek maddi ve manevi desteklerini bu bereketli topraklardan esirgememektedir.

Şeyhülislâmlarımızdan Sâhib Mehmet Efendi’nin (ö. 1748) “İbadet ve tâat yapmak isterseniz gönül yapın, zira gönül Allah’ın evidir. Cennetin kapısını gönül kıranlar değil, gönül yapanlar açacaktır” mealindeki şu beyti gönlümüze yol göstermelidir.

Gönül yap zâhidâ beyt-i Hudâ’dır tâat istersen,

Muhakkakdır ki bâb-ı cenneti hâtır-şiken açmaz.

 

SPOTLAR

 

Gönül, insanın kalbidir, manevi duyguları, sezgileri, sözleri olmayan dilidir. Ehl-i kalb için “Hepisinden iyice/ Bir gönüle girmektir.” Bunun yolu ise gönülden gönüle yapılacak yolculuktur. Bu yolculuğa çıkmak için gönlü bilmek, tanımak gerekir. Olgunlaşmak için diğer gönüllere kıymet vermek önemlidir.

 

Eralp AKMAN

Uzunköprü İlçe Milli Eğitim Müdürü

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*