AŞÇI YAHYÂ BABA

Gönül Çalab’ın tahtı, Çalap gönüle baktı.

İki cihân bed-bahtı, kim gönül yıkar ise.

 

Kadîm şehir, medeniyet teşkîli sürecinde ilim ve irfân ordularını yetiştiren, bununla kalmayıp coğrafyasını besleyen pek çok gönül insanına ev sahipliği yapmış ve onların büyüklüğüyle büyümüş, vakarıyla boynu bükülmüş, heybetiyle dimdik ayakta kalmış ve inşaallah kalmaya devam edecek güzel şehir Edirne’nin; gönlü büyük, yüzü mahzun, yaşayışı asil insanlarından gönül deryâsının sularındandır Yahyâ Baba…

Güzel olmak için güzeli beklemeyen, yaşadığı yeri yaşamıyla güzelleştiren, içinin güzelliğiyle balıklara dahi ümit veren Yahyâ Baba.

  1. yüzyılda Sultan Bâyezid döneminde yaşadığı bilinen, Edirne’de medfûn bir zâttır. Tasavvufta mürîde mânevî yol göstericiliği yapan mürşidlere verilen “Baba” lakabını almasına bakılırsa, bir tarîkatin mânevî lideri olması kuvvetle muhtemeldir. İrfân ehlidir.

Bir yandan mesleğini icra ederken bir yandan da etrafını irşâd eder. Onu tanımamıza vesile olan olay ise hem hayret verici hem de şehrin balıklarını dahi aç bırakmaya içi el vermeyecek kadar büyük gönüllülüğünün açık bir tezâhürüdür.

Yahyâ Baba, Tunca Nehri kıyısında Sultan Külliyesi’nde aşçıbaşılık yapardı. Yemeklerinden özellikle pilavı meşhurdu. Ne zaman pilav pişirecek olsa tekbirler, tehliller eşliğinde bu iş adetâ bir ibadete dönüşürdü. Yemek pişip karınlar doyurulduktan sonra, hemen yanından akan nehirdeki balıkların da karnını doyururdu. Evet, yemekten artan pilavları onu bekleyen balıklara dökerdi. Nurettin Topçu’nun; “İnsanlar içinde üç kişi kendini bilendir: rüzgârı bile incitmeyenler, kendi adlarını söylemekten utananlar, Allah’ın emaneti insanlara katı gözle bakmayanlar” sözünde olduğu gibi, Yahyâ Baba rüzgârı dahi incitmez, değil insana hayvana dahi sevgiyle bakacak kadar kendini bilirdi. Zira kendini bilmek Rabbi’ni bilmekti.

Gel zaman git zaman Yahyâ Baba, günbegün artan yemeklerle balıkları doyururken bu iş külliye kilercisinin gözüne takıldı ve her geçen gün “demek malzeme fazla geliyor” diyerek malzemeleri azalttı. Malzeme azaldı fakat balıkların rızkını gözeten Yahyâ Baba’nın nehre dökeceği artık yemekler hiç azalmadı. Olay öyle hal aldı ki tâ Pâdişaha aksetti. Durumdan haberdar olan Bâyezid Hân durumu bir de kendisi görmek istedi ve belirlenen günde yemek yapılması için az bir miktar malzeme verildi. Her zamankine göre daha fazla misâfir ve daha az malzeme olmasına rağmen yemekler yine arttı. Ve Yahyâ Baba yine balıkların nasîbini onlara vereceği sırada Sultân Bâyezid: “Yaptığın israf değil midir Yahyâ Baba!” diye seslendi. Bunun üzerine binlerce balık nehirden başlarını çıkararak: “Sultanım! Devletin artığını bize çok mu görüyorsun? Senin devletinin ikramı ancak insanlara mıdır?” diye seslenince sırrı ifşâ olan Yahyâ Baba, oracıkta secdeye kapanarak Âlem-i Cemâl’e irtihal etti.

Onun gönlünün büyüklüğünü anlayamayanlar çok pişman oldular. Ve muhteşem bir cenaze merâsimi ile Bâyezid Külliyesi’nin kuzey tarafına defnedildi.

Ne muhteşemdir ki her yemekten sonra yaptığı sohbetindeki şu sözler seng-i kabrine nakşedilmiştir:

Vücûdunu gıdâyla besleyen, şeklen pehlivân olur.

Rûhunu Allah-ü Teâlâ’nın aşkı ile dolduran, gönülden evliyâ olur.

Helâl lokma ibâdet ettirir, haram lokma kötü yola sevk ettirir.

Sizin karnınız toksa, hüner başka açları görmektir.

Ömer Faruk KAHVE

Trakya Üniversitesi Y. Lisans Öğrencisi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*