SOSYAL SERMAYENİN AZINLIK EĞİTİMİ ÜZERİNDEKİ ROLÜ

Sosyal sermaye kavramı, özellikle modernleşme akımlarıyla birlikte önem kazanmış olmakla birlikte, cemaatçi bir toplum olan geleneksel toplumdan cemiyetçi bir toplum olan modern topluma geçişte önemi göze çarpmaktadır. Duygusal bağların, biz şuurunun hakim olduğu geleneksel toplumlardan rasyonel bağların ve ben şuurunun hakim olduğu modern toplumlarda yalnızlaşarak tutunacak dalı kalmayan birey için en büyük desteklerden bir tanesi de sosyal sermaye olmaktadır.

 

Peki sosyal sermaye ne demektir? Bourdieu’ye göre sosyal sermaye, kurumsallaşmış karşılıklı ilişkilerden meydana gelen ilişki ağlarına sahip olmayı ve kendi üyelerinin desteğini ve referansını sağlayan kaynaklar toplamıdır (Bourdieu’den aktaran Atila Demir, 2011, s. 898). Pietersen’e göre de genellikle bireylerin az sermaye ile sosyal ilişki ağlarını ve kurumları kullanarak amaçlara ulaşma kapasiteleri olarak tanımlanmaktadır (Pietersen’den aktaran Atila Demir, 2011, s. 899).

 

Sosyal sermaye çeşitli teorisyenler tarafından farklı yönleriyle ele alınmış olsa da genel tanımı itibariyle insanın çevresi olduğu söylenebilir. Ancak bu çevre dar anlamdaki yığın olma özelliğinin dışında insanı başarıya ulaştıran boyutlara sahiptir. Bu anlamda Bourdieu’nün sosyal sermayeyi Marx’ın ekonomik sermayesinden etkilenerek bir eşitsizlik faktörü olarak gördüğü bilinmektedir. Ancak yine de Bourdieu’nün bir Marksist olduğu söylenemez çünkü Marx’ın yaptığı gibi sermayeyi ekonomiye indirgemez. “Bourdieu’nün analizinde dört temel sermaye türü yer almaktadır: iktisadi sermaye, kültürel sermaye, toplumsal sermaye ve simgesel sermaye” (Jourdain & Naulin, 2016, s. 106).

 

Sosyal Sermaye ve Eğitim

Sosyal sermayenin eğitime etkisi olduğu sugötürmez bir gerçek. Bu anlamda Bourdieu’nün gözünden bakacak olursak entelektüel bir ailede büyümüş bir çocuğun okulda başarılı olması gayet normal olacaktır. Aynı şekilde okul dışında da bir kültürel sermayeye sahip olan çocuk gene başarılı olacaktır. Simgesel sermayenin, tanındığında ve ikrar edildiğinde ekonomik ve kültürel sermayeden başka bir şey olmadığını (Bourdieu, 2016, s. 204) ifade eden Bourdieu, simgesel sermayenin “bize kredi vermeye hazır kimseler üzerinde belirli bir gücümüzün olması” (Jourdain & Naulin, 2016, s. 108) anlamına geldiğinden söz eder.

 

Azınlık eğitimi kapsamında da sosyal sermaye ve birbiriyle güçlü bağlarla bağlı olduğu kültürel ve simgesel sermayenin Bourdieu’nün aksine eşitsizlik değil, eşitsizliği ortadan kaldırmak için önemli bir rolünün olduğu kanısındayım.

 

Azınlık Öğrencileri Hangi Durumlarda Başarılı Olur?

“Okulda kimler başarılı olur?” diye sorulduğunda cevabımız “Ders çalışanlar” olacaktır. Öğrencinin dersi çalışıp çalışmaması ise çoğu zaman iradesinin eseri olduğu düşünülüyor. Bu düşünceye sahip olanlara göre öğrenci istediği takdirde okul birincisi bile olabilir. Ancak istemiyor. Neden istemiyor?

 

Şüphesiz her öğrenci yüksek notlar almak ister ama bazı öğrenciler yüksek not alması için gerekli olan çalışma sürecine girmeye tenezzül bile etmez. Çünkü o süreç ona hitap etmiyordur. Öyleyse başarılı olma durumunun tek taraflı bir çabanın eseri olmadığı aşikar.

 

Okullarda başarılı olan öğrencilerin hangi öğrenciler olduğuna baktığımız zaman. Çoğunlukla şehirde yaşayan, anne veya babasından en az birinin tahsil görmüş öğrenciler olduğu görülür, ki bunlar sosyal ve kültürel sermayeye tekabül ediyor. Bu faktörler elbette ki çoğaltılabilir ama şimdilik bu kadarıyla yetinelim.

 

Şehirde yaşamak hepimizin aklına geleceği gibi insanın gelişmişlik düzeyini arttırır. Peki öğrenci bu yüzden mi başarılıdır? Tam olarak değil. Aynı şekilde tahsil görmüş bilinçli anne-baba çocuğu sürekli çalışmaya itecektir ama bu da tek başına değil. Buradaki temel konu öğrencinin okulu kendi doğal ortamı gibi görmesidir. Şehir de entelektüel bir ailenin sermayesi gibi çocuğa ihtiva ettiği bütün kültürel unsurları aktararak başarısına önemli ölçüde etki edecektir.

 

Gelişmişlikten bahsettik. Elbette ki köylü insanları aşağılamak gibi bir derdim yok ancak demek istediğim öğrencinin şehir hayatında elde ettiği tecrübeleri, duyduğu sesleri veyahut gördüğü görüntülerin bir benzerini okulda da görmesidir. Okullar gelişmiş bireyler yetiştirdiğine göre, öğrenci de halihazırda gelişmiş olarak nitelendirilen, en azından şehirleşmiş bir yerde yaşadığı için öğrenmeye daha yatkın olacaktır. Tahsilli anne babaların çocukları ise aile içerisinde konuşulan dilin bir benzerine okulda rastladığı için başarılı olmaktadır.

 

Bu argümanlara karşı gelebilecek muhtemel itirazlardan biri de bu tür altyapılara sahip olmayan çocukların da zaman zaman başarılı olduğudur. Evet, böyle bir altyapıya sahip değiller ama yine de bir altyapıya sahipler. Şehir ve aile örneğini en etkili örnekler oldukları için verdim ancak çocuğa Bourdieu’nün deyimiyle bu sermayeyi aktaran başka unsurlar da pek ala olabilir.

 

Burada değinilmesi gereken bir nokta daha var ki, o da öğretmenlerin tutumudur. Yine öğretmenlerin de ailedekine benzer bir dil kullanmalarının öğretmede daha etkili olduğu gözlemlenmektedir. Dolayısıyla ailedeki dili okulda, okuldaki dili de ailede gören öğrenci her iki ortamı da kendi doğal yaşam alanı gibi görür ve bu şekilde başarıya daha yatkın olur. Burada öğretmenlerin rol model olarak simgesel sermaye unsuru olmak durumunda olduklarını belirtmek gerekir, öğrenciler ancak bu şekilde örnek alacakları öğretmenler olunca örnek alınacak insanlar haline geleceklerdir. Bourdieu’cü anlamda bu durum hoş karşılanmasa da azınlık eğitimi bağlamında olumlu yönüyle ele aldığımızı düşünürsek öğretmenler birer rol model olarak simgesel sermayeyi tevarüs etmelidirler.

 

Sonuç

Toparlayacak olursak azınlık öğrencisinin başarısı için önemli olan üç şey anne-babanın entelektüel seviyesi (sosyal ve kültürel sermaye), şehirde yaşaması veya şehirdeki azınlık okullarında okumasıdır. Çünkü şehrin imkanları köyün imkanlarından çok daha fazladır (kültürel sermaye). Son olarak da kesinlikle azınlık okulunda okuması ve bunun yanında hocaların rol model olacak şekilde tutum sergilemeleridir. Böylelikle de öğrenciler tarafından örnek alınmalarıdır (kültürel ve simgesel sermaye).

 

Daha ikna edici olmak için de durumun tersine bakalım. Anne-babasında herhangi bir entelektüel birikim bulunmayan, köylerde azınlık dilinde eğitim vermeyen liselerde okuyan ve herhangi bir rol model bulamayan öğrenciler arasından mezun olanların üniversiteye girme oranı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Üniversite başarı için tek kriter değil tabii ki de ama bunlar dışında kalan öğrencilerin de mezun olduktan sonraki adresi Almanya gibi işçi göçü alan ülkeler olmaktadır.

 

Bütün bu gözlemlerin sonucunda azınlık okullarını tercih eden öğrencilerin hem okudukları okullarda hem de hayatlarının sonraki dönemlerinde diğer öğrencilere nazaran daha başarılı oldukları aşikardır.

 

 

 

SPOTLAR:

Ailedeki dili okulda, okuldaki dili de ailede gören öğrenci her iki ortamı da kendi doğal yaşam alanı gibi görür ve bu şekilde başarıya daha yatkın olur.

 

Şehir de entelektüel bir ailenin sermayesi gibi çocuğa ihtiva ettiği bütün kültürel unsurları aktararak başarısına önemli ölçüde etki edecektir.

 

Öğretmenlerin rol model olarak simgesel sermaye unsuru olmak durumunda olduklarını belirtmek gerekir, öğrenciler ancak bu şekilde örnek alacakları öğretmenler olunca örnek alınacak insanlar haline geleceklerdir.

Salih CANBAZ

Öğrenci -Yazar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*