SANÂYİ MEKTEPLERİ VE EDİRNE SANÂYİ-İ HAMÎDÎ MEKTEBİ

Osmanlı döneminde genel medrese eğitiminin yanında diğer meslek ve uzmanlık alanlarında da eğitim verilen Dârü’l-Hadis, Dârü’t-Tıb, Dârü’l-Mesnevî, Darü’l-Kurrâ gibi kurumlar mevcuttu. Bunun yanında, mülkî idâre ve ordunun ihtiyaçlarını karşılamak üzere köklü bir eğitim sistemi daha vardı. Ancak zamanla 17. ve 18. yüzyıllarda mevcut eğitim sistemi ülkenin ihtiyacını karşılayamaz hâle gelmişti. Zirâ artık Osmanlı Devleti’nin mağlubiyetleri, toprak kayıpları çok ciddi bir hâl almış, olumsuz sonuçlar ortaya çıkmıştı.

 

Mithat Paşa’nın görev yaptığı Niş ve Tuna vilâyetlerinde 1861 ve 1864 yıllarında “Islahhâne” adı verilen kurumlar vücûda getirilmişti. Islahhâneler kabaca, el becerileri olan terzilik, kunduracılık, matbaacılık ve diğer sanatların tedrîs edildiği kurumlar olarak ortaya çıkmış; Vilâyet Sanayi mekteplerinin eğitim temelini de bunlar oluştumuştu. Talebeler arasında din, dil, ırk ayrımı gözetilmemiş, mekteplerin açılışı sosyo-ekonomik, kültürel müspet sonuçlar ortaya çıkarmıştı.

 

Yakın zamanımıza da aksettiği ve hatırladığımız üzere Osmanlı döneminde bazı mesleklerde usta-çırak yöntemi ile bir eğitim sistemi vardı. Bu sistem, kendi içinde kuralları olan, ancak çırağın becerisi ile doğru orantılı olarak, hattâ sistem içinde bir takım törenler ile de mesleğe teşvik edici bir rolü de ihtivâ ediyordu. Kalfanın “Peştemal Merâsimi” ile parlak bir şekilde ustalığı tasdîk edilmiş oluyordu.

 

Kısa zamanda ülke geneline yayılmaya başlayan vilayet sanâyi mekteplerinde gösterilen başarıya bağlı olarak marangozluk, dokumacılık, dericilik, saraçlık, boyacılık, hasırcılık, dikiş makineciliği, mürettiplik, mücellitlik, litograflık gibi zamanına uygun ve geleneksel sanatlar eğitimde yerini almış oldu.

 

Sultan Abdülhamit döneminde ülke genelindeki bu mekteplerden bir kısmı çeşitli sebeplerle kapanmış ise de, zamanla Padişâhın himâyesi altında yeni mektepler açıldı, öğrenciler alındı. İsmine izâfeten bu mekteplere “Mekteb-i Sanâyi-i Hamîdî” adı verildi.

 

 

Edirne Sanâyi-i Hamîdî Mektebi

 

Dönemin Edirne Valisi Rauf Bey, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Edirne sokaklarındaki kimsesiz çocukların perişan durumunu görür. 180 erkek, 125 kız çocuğu toparlattırıp Horozlu Yokuşu’ndaki Hoca Üveys Medresesi’ne yerleştirir.

 

Korumaya alınan çocukların ihtiyaçları için 17 bin lira ödenek ayrılır. Özel bir komisyon eliyle de çocuklar, siyah cepken ve şalvar; kırmızı fes, kuşak ve ayakkabı ile giydirilir.

 

Vali Kadri Paşa, kendi döneminde bu hayır kurumunun geliştirilmesi ile yakından ilgilenir. Valinin emriyle medrese ve yakınındaki evler kamulaştırıp yıktırılır ve “Melce-i Eytam’’ (Öksüzlerin sığınacağı yer) adıyla okul yapımına başlanır.

 

Sultan II. Abdülhamid’in 1 Mart 1882 tarihli emriyle okulun sürekli giderlerinin karşılanması, okula ödenecek olarak verilen 17 bin liranın Osmanlı Bankası şubesindeki yıllık faizi, Hacı Doğan Mezrası’nın yıllık kira bedeli, vilayet matbaasının yıllık net geliri, merkez ve merkeze bağlı belediyelerden her ay 100 lira alınması ile sağlanır.

 

Okul sanayi ve ziraat şubelerine bölünür. Çukur Çayır civarında bulunan yanık Mamak sarayı bahçesine numune çiftlik kurulup ziraat ile ilgili uygulamalara burada başlanır. Padişah, kullanılacak araç ve gereçleri armağan olarak Edirne’ye gönderir.

 

Kadri Paşa’nın başlattığı ahşap okul binası yıktırılır ve Vali Abdurrahman Paşa tarafından bir komisyon kurulur ve okul 1895 yılında “Edirne Hamidiye Sanayi Mektebi” adıyla açılır. Okulda kunduracılık, marangozluk, çiftçilik, seccade ve halıcılık, terzilik bölümleri açılır. Bu bölümlere sonradan musiki sınıfı da eklenir. Okula 1908 senesi başında Ressam Hasan Rıza Bey’in müdürlüğü döneminde konular makinalar ile fanila ve çorap dokumaya başlanır.

 

Edirne’deki Mekteb-i Sanâyi’i Hamîdî ihtiyaçlara daha ciddi oranda cevap verebilecek, daha kapasiteli bir mektep olarak yeniden inşâ edilmiş ve eğitime açılmıştır.[1]

 

Öğrencilerin bütün ihtiyaçları karşılanıyor, okulda görevli öğretmenlerin, diğer görevlilerin maaşları ödeniyor, mevcut şartlar altında meslek edinmenin yanında bu çocuklara sâhip çıkılması sorumluluğu da yerine getirilmiş oluyordu.

 

Vilâyet yöneticilerinin mekteple yakından ilgilendiği, zaman zaman okulu teftiş ettikleri, öğrencilerin faaliyetlerine, sünnet cemiyetlerine katıldıkları anlaşılıyor.

 

“Hamidiye Mektebi’nde bulunan etfalden sinnen küçük olub, hitanları geçen sene terk ve te’hir olunan yirmi kadarının dahi geçen Cum’a günü sâye-i lütuf-vâye-i Cenâb-ı Padişâhî’de umûr-ı mesnun hitanları mükemmelen icrâ kılınmıştır. Yevm-i mezkûrda zât-ı sâmî-i vilâyetpenâhî mekteb-i mezkûru teşrîf ve herbirini kelimât-i dil-nüvâzî ile taltîf buyurdukları gibi İkinci Ordu-yı Hümâyûn müşir vekîli ferîk saadetlû Veysel Paşa Hazretleri’yle sâir erkân-ı memûrîn-i vilâyet ve ümerâ-yı askeriye hazerâtı dahi azîmet buyurup tenezzühleri için asker müzikasıyla ince saz takımı terennümsâz olmuş ve şakirdândan bazıları jimnastik ameliyatı icrâ ederek hüzzâr-ı kirâmın dikkat ve tahsînini celb eylemiştir. Umum şakirdân tarafından akşamüzeri bir de resm-i geçit icrâ ile (Pâdişâhım Çok Yaşa) duâ-yı vâcibü’l-edâsı üç def’a tekrar olunarak müşarünileyh hazretleriyle sâir med’uvvin avdet buyurmuşlardır”

 

Edirne Gazetesi, 7 Teşrinievvel 1298, (19 Ekim 1882) Sayı: 1298, Sahife: 2

 

 

Ülke genelinde zamanla bu mektepler de yetersiz hâle gelmiş, eğitim olarak çağın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalmışlar ise de, açılış sebepleri ve ifâ ettikleri hizmet ve sonuçları itibârı ile Osmanlı döneminde başarı gösterdiklerini söyleyebiliriz.

 

Zamanımızda da Endüstri Meslek Lisesi adını alan okulların önemi daha çok anlaşılıp teşvîk edilmekte, yeterli ve kaliteli eğitim ile Türk sanâyiinin ihtiyaçlarına ve gelişmesine uygun hâle getirilmeleri gerektiği her geçen gün daha çok dile getirilmektedir.

 

 

SPOTLAR:

 

1895 yılında “Edirne Hamidiye Sanayi Mektebi” adıyla açılır. Okulda kunduracılık, marangozluk, çiftçilik, seccade ve halıcılık, terzilik bölümleri açılır. Bu bölümlere sonradan musiki sınıfı da eklenir.

 

[1] Edirne Gazetesi, 4 Temmuz 1318, 1123 numara, 2.Sahife

 

Yılmaz AKÇAALAN

Araştırmacı – Yazar

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*