ÖRNEK BİR EĞİTİMCİ: MERHÛM MUSTAFA EKER

 

Dünyada bir “yolcu” olduğunun farkında olanlar, gösterişten uzak, sade, mütevazı bir hayat sürerler.

 

Diğer taraftan da ebedi olan ahiret hayatının sonsuz nimetlerine ve Rıza-i Bari’ye ulaşmak için, yaratılmışlara hizmet etmeyi bir ganimet olarak görürler. Zira imanın; Allah’a itaat, mahlûkuna da hizmet olduğunu iyi bilirler.

 

İşte bu yazımızda kendisine talebe olma şerefine erdiğim, komşuluk yaptığım, kısa sayılabilecek bir ömre amel defterini açık bıraktıracak sadaka-i cariye ve hayırlı evlatları geride bırakarak terk-i dünya eyleyen güzel insan, dost ve güvenilir komşu olan merhum Mustafa Eker hocamızdan bahsedeceğim.

 

Mustafa Eker Hocamız; 7 Eylül 1958 yılında Edirne ili, Süloğlu ilçesi, Geçkinli köyünde dünyaya gelir. İlköğrenimini Geçkinli köyünde tamamlayan merhum hocamız, Orta ve lise öğrenimini 1970-1977 yılları arasında Edirne İmam-Hatip Lisesinde tamamlar. Yükseköğrenimine Bursa Uludağ Yüksek İslam Enstitüsü’nde devam eden hocamız, 1981 yılında mezun olur. 1982 yılında İstanbul Kâğıthane de Levazım Asteğmeni olarak vatani görevini yerine getirir.

 

1984 yılında evliliğini yapan Eker hocamızın, bu evlilikten 3 kız çocuğu olur.

 

1984’te Çankırı ili, Ovacık ilçesi, Ovacık Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak memuriyet hayatına başlar. 1985 yılında memleketi olan Edirne’de, Edirne İmam-Hatip Lisesi’ne Meslek Dersleri Öğretmeni olarak tayin olur. 1997 yılında Edirne İmam-Hatip Lisesinde Müdür Yardımcılığı görevini yaparken rahatsızlanır. 1 yıl süren hastalığı sonucu 9 Haziran 1998 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşur. Kabri, doğduğu yer olan Geçkinli köyündedir.

 

Hocamızla ilgili bu kısa biyografiden sonra kendisini, daha yakından tanıyabilmemiz için akraba, dost ve mesai arkadaşlarından bazılarını dinlememiz yerinde olur düşüncesiyle, bacanağı Fatih Erel Beyefendi ile mesai arkadaşlarından Şakir Esendir, Ferhat Yaz ve Hasan Gümüş hocalarımızdan rahmetli Mustafa Eker hocamızı anlatmasını istedik. Sağ olsun onlar da bizi kırmadılar.

 

Fatih Erel, merhum bacanağı Mustafa Eker hocamızı şöyle anlattı:

“Rahmetli Mustafa Eker hocayı İmam-Hatip Lisesi’nde tanıdım. Biz 1974 yılında İmam-Hatip Lisesi’ne başlamıştık. Mezun olduğu 1977 yılına kadar aynı okulda okuduk. Okulu bitirdikten sonra bir Ramazan ayında köyüm olan Akardere’de ‘Ramazan hocalığı’ yapmıştı. Üniversiteyi bitirip, öğretmenlik görevini alarak Edirne’ye gelince, 1988 yılında da bacanak olduk Mustafa Eker Bey ile. Rahmetli babası Ali Eker amca da köyde oturmasına rağmen tam bir beyefendi, arif, bilgili bir adamdı. Rahmetli Mustafa Eker Hoca deyince aklıma ilkönce ‘ciddiyet’ gelir. Dinî konularda olabildiğince tavizsiz, hassas, itikadı sağlam, hayır işlerine düşkün, müttaki biri, derdi olan biri gelir. Ailesine düşkün, onlara vakit ayıran, özel olarak ilgilenen biri… Ben kendisiyle komşuluk da, yolculuk da alışveriş de yaptım. Hepsinde de çok dürüst, kat’iyen aldatmaz ve aldanmaz. Hak, hukuk mevzularında çok titizdi rahmetli.

 

Mustafa Eker, 1989 yılında Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi rehberliğinde ailesi ile birlikte, karayolu ile Hac vazifesini yerine getirdi.

 

Eker, Trakya ve Balkanlar’da çok önemli hizmetler yürüten Mimar Sinan Vakfı’nın da kurucuları arasındadır. Vakfın en sıkıntılı zamanlarında bile en ufak bir tereddüt göstermeden vakfa sahip çıkmasını bilmiştir.

 

Genç yaşta, 1997 yılında, 38 yaşında iken rahatsızlandı. 1 yıl kadar tedavisi sürdü. Hastalığı esnasında da tam bir “tevekkül” sahibiydi. İbadetlerini hiç aksatmadı. Tedavisini titizlikle devam etti. Takdir-i ilahi 09 Haziran 1998 yılında 39 yaşında iken geride 3 tane kız evladını bırakarak rahmeti Rahman’a kavuştu.

 

İnsan bazen kendi kendine hep hesap yapar: ‘Acaba bana bir şey olsa ailem, çocuklarım ne olur?’ diye düşünebilir. Rahmetli bacanağım bunları dert etmedi. 3 kız çocuğunun 2’si doktor, diğeri de bilgisayar mühendisi oldu.

 

İşini Allah’a ısmarlayan neden endişe etsin ki! Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı Cennet olsun, onu Peygamberimiz’e (sas) komşu eylesin.”

 

Vakıf ve mesai arkadaşlarından Şakir Esendir, Ferhat Yaz hocalarımız da rahmetli Mustafa Eker hocamızın; inancı sağlam, arkadaşlarıyla geçimi güzel, öğrencilerine karşı merhametli, işlerinde de bir o kadar ciddi ve titiz olduğunu belirterek, “ruhu şâd olsun”, dediler.

 

Edirne Mimar Sinan Vakfı Kurucu Başkanı Hasan Gümüş hocamız da, hem mesai hem de vefakâr arkadaşı Mustafa Eker hocamız hakkında şu hatıralarını paylaştı:

 

“Rahmetli Mustafa Eker, İmam-Hatip Lisesi’nde bizden üç dönem sonraydı. Okullarda üst dönemler tanınır, alt dönemler pek hatırlanmaz. Rahmetliyi okuldan hayal meyal hatırlıyorum. Samimiyetimiz, dostluğumuz hem kendimin hem de onun Edirne’ye tayinlerimizden sonra gelişti.

 

Mimar Sinan Vakfı’nın kuruluşunda her ikimiz aktif görev üstlendik. Vakfımızın genel sekreteri oldu. 12 Eylül darbesinden sonra kültürel programlar askıya alınmıştı. Edirne’de hatırladığım kadarıyla, Ulvi Alacakaptan’ın tiyatrolarını, Mahmut Toptaş hocamızın konferansını ilk defa biz tertip ettik. Bu toplantıların sunuş konuşmalarını rahmetli Mustafa Eker yaptı. Vakfımızın sarsıntı geçirdiği dönemlerde, vakfımızın hakkını, âcizane benim pozisyonumu, kahramanca savundu. Vefatına kadar bu duruşunu hiç değiştirmedi.

 

İmam-Hatip Lisesi’nde mesai arkadaşımdı. Bir ara idarecilik de yaptı. Öğretmenliğini, idareciliğini bir kaç kelimeyle ifade edecek olursam; ‘disiplin, kalite, nizam ve hakka riayet’ olarak söylerim.

 

Güzel yaşadı. Genç yaşta aramızdan ayrıldı. Her vuslat geç, her ayrılık erken kabul edilir. Komşumdu, sosyal ve resmî hayatımda yoldaşımdı. Hastalığı sırasında mütevekkil, başa gelene razı bir halde gördüm hep kendisini. Son anlarında başındaydım. Vefatı da, hayatı gibi güzel oldu. Vefatı üzerine evime geldim. Rahmetli babam bizde kalıyordu. Mustafa hoca için hatim okuyalım, dedik. Babama da cüz vermek için odasına yöneldim. O da beni bekliyormuş:

– Yahu Hasan neredesin? Ben de seni arıyorum, dedi.

– Hayırdır baba dedim? Babam da:

 

– Sabah namazından sonra uyumuşum. Rüyamda: Ne yatıyorsun? Cennetlik bir kişi vefat etti,  O’na Kur’an oku dediler. Rüya ama yine de seni aradım. Ne var, ne yok, öğreneyim, dedim.

 

– Allah Allah! Baba doğru görmüşsün. Ben de sana hatim için kaç cüz okuyabilirsin, diye sormaya gelmiştim. Mustafa Eker Bey vefat etti, dedim. Çok üzüldü babam. Ne kadar cüz noksansa okurum, dedi.

 

Bir cemm-i gafîr katıldı cenazesine. Binlerce insan. Haziran’ın sıcak günü olmasına rağmen hafif çiseleyen, bir kaç dakika süren bir rahmet, yağmur indi gökten. Helalliğini almak, cenaze namazını kıldırmak şerefi hamdolsun, ben âcize nasip oldu.

 

Cenab-ı Allah’tan rahmeti vâsia temenni ediyorum. İsrafil’in (as) sûra üfürünceye kadar mekânı olacak kabri ‘cennet bahçesi’ olsun. Hayır, hasenat kapısı inşallah kurucularından olduğu Mimar Sinan Vakfı payidar oldukça açık kalacaktır”

 

Örnek insanların yaşantıları da ölümleri de nasihattir, ibrettir. Almasını bilene.

 

“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” buyuruyor, kutlu Peygamber Efendimiz (sas).

 

Soralım kendimize, gerek dünya için, gerek ahiret için kalıcı bir eserle taçlanmayan hayat, yaşanmış sayılır mı? Kulluk bilincinden uzak, ömrüm nerelerde ve nasıl geçiyor diye hesap yapmayan, kulluğunu sürekli erteleyen bir kişi ebedi olan, mutluluk yurdunu nasıl kazanabilir?

 

Bunu ancak dem bu dem diyen, içinde yaşadığı zamanı doğru algılayan ve değerlendiren, fedakâr, diğergam insanlar başarabilir.

 

Az yaşa, çok yaşa, ölüm mukadderatı mutlak gelir başa. Az yaşamışsın, çok yaşamışsın ne önemi var? Önemli olan kaliteli mü’min ve muvahhit olarak yaşamaktır.

 

Ünlü Çeçen komutan Cevher Dudayev;

“Kardeşim! Bu dünyada ne kadar ve nasıl yaşadığın değil, Allah’ın huzuruna ne götürdüğün önemli” der.

 

Kısa veya uzun fark etmez, önemli olan verimli bir ömür.

 

Hani meşhur bir söz var: “Kendini hafife, ama işini ciddiye al” diye. İşte ömür, kulluk hafife değil, ciddiye alınması gereken bir gerçek.

 

Yaşamını bu gerçekler üzerine kurup, kulluk şuuruyla, takdir edilen ömrünü “hak yolunda” tamamlayan rahmetli Mustafa Eker hocam için ben de, eski bir talebesi olarak, Berzah âlemindeki misafirliğinin rahat, mahşer gününde de amel defterinin sağ tarafından verilenlerden olmasını ve İki Cihan Serveri Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (sas) komşu olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

 

Başka bir örnek şahsiyet ve örnek hayatla buluşmak dileğiyle.

 

SPOTLAR:

Eker, Trakya ve Balkanlar’da çok önemli hizmetler yürüten Mimar Sinan Vakfı’nın da kurucuları arasındadır. Vakfın en sıkıntılı zamanlarında bile en ufak bir tereddüt göstermeden vakfa sahip çıkmasını bilmiştir.

 

Öğretmenliğini, idareciliğini bir kaç kelimeyle ifade edecek olursam; ‘disiplin, kalite, nizam ve hakka riayet’ olarak söylerim.

 

Muharrem İNAN

Araştırmacı – Yazar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*