EĞİTİME DAİR KUR’AN’DAN İLKELER

  Eğitim, “Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetiştirme, geliştirme ve eğitme işi, terbiye”  (TDK,Türkçe Lügat, Ankara 2005,s.1532) olarak tanımlanmaktadır.  Kısaca insan yetiştirme süreci olarak da tanımlanan eğitim, genel anlamıyla insanın eğitilebilir özelliğinden hareketle, belli amaçlara ulaşmak veya ulaştırmak   gayesiyle yapılan planlı ve kasıtlı etkinliklerdir.  Ancak verimli ve sağlıklı bir eğitim için de belli kuralların ve ilkelerin olması gerekmektedir. Zira kuralsız ve ilkesiz  bir eğitim,  verimli olmayan ve başarı getirmeyen bir çabadan ibaret kalıyor.  Bu nedenle eğitim bilimcilerin, verimli ve başarılı bir eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda yöntem arayışları içinde oldukları; din eğitimcilerinin ise  din eğitimi ile ilgili konularında verimli  çalışmalar yaptıkları  biliniyor. Bu bağlamda Kur’an’ın da bu tür çalışmalara dahil edilmiş olması eğitimin verimliliğine önemli katkı sağlıyor.

 

Kur’an’da yer alan bilgilerin sahası ve sınırı, Kur’an’ın kendisiyle sınırlı olsa da, içeriği çok geniş,  çok farklı ve çok yönlüdür.  Bu nedenle insanın  bizzat kendisi ve eğitimi başta olmak üzere, ilişkide bulunduğu bütün varlıklarla ilgili bilgilerin, amacına uygun gelecek biçimde ve oranda Kur’an’da yer aldığı görülüyor. Eğitimin nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiğine dair bilgiler ise, her biri iyi bir eğitimci olan  peygamberlerin kavimleriyle olan ilişkileri üzerinden örneklenerek sunuluyor.

 

Kur’an’da  Eğitim İlkeleri

  1. Sevgi

Eğitim  başta olmak üzere insanların bütün davranışlarında bilmesi ve  yaşaması gereken  ilk ana ilke sevgidir. “Aşk olmayınca meşk olmaz”  veya “ Gönülsüz yenilen aş, ya karın ağrıtır, ya baş” ata sözlerimizdeki içerik, bunu  anlatır. İnsan, öğreneceği işe karşı sevgi ve ilgi duymuyorsa, içinde güçlü bir başarı isteği  yoksa, asla olumlu bir sonuç elde edemez. Bir şey sevgi ve ilgi ile yapılıyorsa şayet, o iş iyi olur. Zira sevgi olmayınca bilgi, bilgi olmayınca bilinç, bilinç olmayınca eylem, eylem olmayınca  alışkanlık, alışkanlık olmayınca da  kişilik oluşmamaktadır. Kişilik  oluşmadıkça, kalite de   oluşmamaktadır. İşçi, usta ve sanatkar  arsındaki   nitelik farkına benzer durum, eğitim için de söz konusudur. Zira  eğitimcinin niteliği, eğitimin  kalitesini  belirlemektedir. Sevgi ise kaliteyi elde edebilmenin ilk şartıdır.

 

Sevgi, “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu” ( TDK, Türkçe Sözlük, Ankara 2005, s. 1743. diye tanımlanır. Bu, her bireyde var olan fıtri bir duygudur. Sevgi, fıtri bir duygu olmakla birlikte yönlendirilmeye ve geliştirilmeye de müsait bir duygudur. Bunun için de yönlendirilmesi ve geliştirilmesi gerekir. Bunun  da ayrı kuralları  bulunmaktadır.

 

Allah Teâlâ, sevgi konusuna önem verir ve buna dikkatimizi çeker. Nitekim  O’nun bir sıfatı da “vedud” dur. “Vedud” un anlamı ise hem çok seven hem de çok sevilen demektir.  Allah Teâlâ, kim dinlerinden dönerse onların yerine getireceği  topluluğun Allah’ı, Allah’ın da onları   sevdiğini açıklar  ve  bu bağlamda sevgiye  özel bir  anlam yükler. (Mâide 5/54)  O,“ İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, sevgi ve rahmeti/incelik ve yumuşaklık var etmesi, O’nun varlığının belgelerindendir.” (Rum,30/30) diyerek sevginin önemine ve gücüne  işaret eder.  Ayrıca Hz. Peygamber’den kendisini dinlemek istemeyen Mekkelilere “Sizden yakınlığa sevgi duymanızdan başka bir karşılık istemiyorum.” (Şura,42/23) demesini öğütler.  Böylece Peygamberimizden sevgiyi  kavmiyle olan iletişiminde bir araç olarak kullanması ister.  Hz. Peygamber de bunun gereğini yapar ve ashabına da bunu tavsiye eder: “Sizler iman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız”.(Buhari, iman 20) Bu sözüyle O, imanın ve iletişimin  temelinde sevginin bulunduğunu açıklar.

 

  1. Nazik ve Kibar Olma

İnsan sosyal bir varlıktır, bu nedenle tek boyutlu değil, çok boyutludur. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği de onun bu fıtri yapısıdır. Bu fıtri yapı düalist(ikili)tir. İnsan bir yanda ilgi, sempati, sevgi, saygı, anlayış, ihsan, merhamet, onur, tevazu, af etme, adalet gibi olum­lu duygulara sahip iken; diğer yanda antipati, kibir, kin, nefret, haset, gurur, öç alma gibi olumsuz duygulara da sahiptir. İnsanın, sahip olduğu bu ve benzeri binlerce duygunun yanında ayrıca akıl, irade ve vicdan gibi yetileri de mevcuttur. Bu yetileri sayesinde insan, seçme hürriyetine ve iş yapma gücüne sahiptir. Ama duyguları yönetme konusunda insanların da eğitilmesi gerekmektedir.  Neticede kabalığı ve katılığı da, nazik ve kibar olmayı da seçen insanın bizzat kendisidir. Bu nedenle seçme  iradesi,  özellikte  eğitim  faaliyetlerinde büyük önem arz eder. Zira eğitimde kabalık ve katılık,  asla olmaması gereken  bir davranış tarzıdır.   Bu konuda Allah Teâlâ, Peygamberimizle ilgili şu bilgiyi verir:

 

Sen onlara sırf Allah’ın lutfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever” (Al-i İmran 3/159)

 

Bu ayetin bize  verdiği mesaj şudur: Peygamber de olsa,  kaba ve katı kalpli  olan bir  kişiyi,  kimse dinlemez, dinlemek istenmez. Allah’ın  kendisine lütfettiği  merhamet sayesinde Hz. Peygamber,  insanlara yumuşak  davranmış, kaba ve katı olmamıştır. Şayet sert ve katı davransaydı, çevresindekiler dağılıp giderlerdi.  Bu nedenle de eğitimciler, tıpkı Hz. Peygamber gibi  muhataplarına nazik ve kibar davranmalı, kusurları da affetmelidir. Zira yerine göre af etmek, cezadan daha etkili olan bir  davranış tarzıdır.

 

  1. Güzel Konuşma

Her insan, güler yüz ve tatlı dilden az-çok etkilenir ve bundan  da bir ölçüde mutlu olur. Böyle bir davranış, kendisine değer verildiğini veya kendisine düşmanca bir tavır takınılmadığını gösterir. Karşılıklı sempatinin ve güven ortamının doğmasına da yardımcı olur. Biliyoruz ki, sempatinin sonucu sevgi; sevginin sonucu da inanmadır. Peygamberlerin uygula­dıkları ve Kur’an’ın da teşvik ettiği prensiplerden birisi de budur.

 

Yüce Allah, “insanlarla güzel konuşunuz” (Bakara 2/83) buyurur. Hz. Musa ve Hz. Harun’a ise “İkiniz beraber Firavun’a gidin, çünkü o sınırı çok aştı. Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer.” (Tâhâ 20/43-44) talimatını verir. Bu talimat, dini tebliğ etmede başarılı olabilmek için izlenecek metodun ve kullanılacak üslûbun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyması açısından oldukça dikkat çekicidir.   Zira bu talimat, insanlar arası ilişkilerde, özellikle de eğitimde konuşmanın en temel vasfını ortaya koyar. İyi ve yararlı sonuç edebilmek için, kimin kime, ne zaman, nasıl, hangi maksatla, ney söylediği  büyük önem arz eder. “ Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır”  atasözü boşuna söylenmemiştir. Yunus Emre’nin de, “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı, Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz”  deyişi de öylesine sıradan  söylenmiş bir söz değildir. Derin bir anlam içeriğine sahiptir. Bu nedenle  Yüce Allah, Peygamberimize “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanların apaçık düşmanıdır” (İsra 17/53) diyerek, sadece peygamberlerinden değil, kullarından da  güzel konuşmalarını  ister.  Hiç şüphesiz güzel konuşma,  herkese, özellikle de  peygamberlerin ilimde  vârisçileri olan   muallimlere/eğitimcilere  daha çok  yakışan  bir  ilkedir.

 

  1. Kalpleri Isındırma

Her insan, kendisi için yapılan fedakârlıklardan ve yardımlardan   memnun olur. Kur’an’ın vermeyi  teşvik ettiği “sadaka” “infak”, “it’am”, “ihsan” ve “karz-ı hasen” gibi  gönül alıcı davranışlar da eğitimin ilkeleri arasında yer alır. Zira Allah Teâlâ, zekat verilecek kişileri  sayarken, “müellef-i kulub”u da  zikretmiştir. (Enfal 9/60)  Bu ayette Yüce Allah, kalplerini İslam’a ısındırmak için Müslüman olmayan kişilere de zekattan pay verilmesini emretmektedir. Psikoloji verme ile kalpleri ısındırma arasında doğrudan bir ilişkinin olduğunu söyler.  Zira vermede gönül kazanma vardır. “Yarım elma, gönül alma” sözü bunu ifade eder. Bu nedenle  gönül alıcı davranışlarda bulunmak, eğitimcinin de görevidir. Ama yardım ettikten sonra karşılık beklememek ve yaptıklarını  başa kakarak gönül kırmamak  da gerekir. Bu nedenle  Allah Teâlâ, infak ettikten  sonra başa kakmayı ve gönül kırıcı davranışlarda bulunmayı şiddetle  kınar.  Gönül kırma yerine, gönül alıcı bir  kaç söz söylemenin   daha onurlu bir  davranış  olduğunu/olacağını  ifade eder.  (Bakara 2/262-264)

 

  1. Düşündürme

Kur’an  düşünmeyi ve aklı kullanmayı sürekli  teşvik eder. Bu nedenle aklını kullanmayanları da kınar. (Yunus 10/100) Akıl insana  Yüce Yaratıcı tarafından verilmiş özel bir yetidir ve kullanılması gerekir. Kullanılmayan  her yeti atıl kalır. “İşleyen demir pas tutmaz” ata sözü bunu anlatır.  Ancak aklın işlevsel olabilmesi içinde bilgiye ihtiyacı vardır. Bilgi varsa akıl işlevsel olmakta, bilgi yoksa işlevsel olamamakta ve düşünce üretememektedir.  Zira düşünme, insanı bilgi üretmeye, doğruları yakalamaya ve inanmaya götüren önemli zihinsel bir faaliyettir. Bu nedenle düşündüren ve aklı işlevsel hale getirmeye çalışan bir eğitim,  amacına uygun iş yapmış demektir. Ancak aklın kullanacağı bilginin önemi kadar, o bilginin doğru olması da önemlidir. Bu nedenle  doğruluğunu ve yanlışlığını araştırmadan bir bilgiyi doğru kabul etmek, bir anlamda  aklı devre dışı bırakmak   demektir. Bu nedenle sorgulamadan, araştırmadan  (Hucurat 49/6)  geçmişi körü körüne taklit etmenin yanlışlığını Yüce Allah  şöyle  ifade  eder:

 

Onlara “Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e gelin” dendiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter” derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler olsa da mı?” (Maide 5/194)

 

Onlar bir kötülük yaptıkları zaman “Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” De ki: “Rabbim adaleti emretti. (A’raf 7/28)

 

Bu ayetler, verilen bilgilerin sorgulanmasını, doğru olanların alınarak yanlış olanların terk edilmesini istemektedir. Ayetin ilk muhatapları Mekkeliler olsa da, günümüzdeki muhatapları  bütün Müslümanlar, özellikle de eğitimcilerdir. Bu nedenle eğitimciler, öğrencilerine  sadece balık tutup yedirmeyi değil,  aynı zamanda balık tutmasını da öğretmelidir.  Sadece bilgi alan ve  aldığı bilgiyi ezberleyen, fakat bilgi elde edemeyen, muhakeme yapamayan, bilgi üretemeyen  ve  sadece öğrendiği  bilgileri nakleden bir   öğrenim yöntemini ve eğitimini  bu ayetlerin  onaylaması  mümkün değildir.

 

  1. Müjdeleme ve Kolaylaştırma

 

Hz. Peygamber, peygamberlik misyonunu şöyle anlatır:  “Allah beni zorlaştırıcı, sıkıntı verici, yanıltıcı ve şaşırtıcı olarak göndermedi. Lakin beni muallim (öğretici, eğitici) ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi”(Müslim, Talâk 29). Allah Teâlâ da O’nu bize “ beşir / müjdeci” (Bakara 2/119, Sebe 34/28) olarak tanıtır. Kur’an’ın verdiği müjdeler, genel anlamda inanan insanları; özel anlamda ise eğitimcileri yönlendirici ve rahatlatıcı bir nitelik arz eder:

 

Şayet Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı; fakat onlara belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet veriyor. Vadeleri dolduğunda ise (herkes anlayacaktır ki) Allah kullarını hakkıyla görüp bilmektedir.(Fatı5 35/45) “ O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır” (A’raf 7/1)

 

“De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey kendi aleyhlerine olarak haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”  (Zümer 39/53)

 

Peygamberimizin “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” (Buharî, Cihat,164)  sözü  de, eğitimcilerin mutlaka  uyması ve uygulaması gereken temel ilkelerinden  biridir ve öyle de olmalıdır.

 

  1. Uyarıda Bulunma

İnsanları, faaliyetlere sürükleyen ve onların dav­ranışlarına etki eden önemli faktörlerden biri  umut ise  diğeri de korkudur. Şayet insanlarda korku duygusu olmasaydı, kanun, nizâm ve disiplin de olmazdı. Bu nedenle korku, insanı kötülük yapmaya karşı frenleyen, görevlerini yapmaya zorla­yan, kanun ve nizâmların tatbikini kolaylaştıran  bir duygudur.

 

Uyarma, insanlardaki mevcut korkma duygusu­nu harekete geçirmek demek­tir. Bu nedenle Allah Teâlâ, peygamberleri “uyarıcı/nezir”  olarak da görevlendirmiştir.(Bakara 2/119) Uyarıcılık görevi ise, Peygamberlerin “beşir/müjdeci” olma vasfından sonra gelen ikinci önemli vasfıdır.  Zira Onlar, önce beşir/müjdeci, sonra da nezir/uyarıcıdırlar.

 

Yaratılışı icabı insanlarda ümit­le birlikte korku;  korkuyla birlikte ümid de vardır. İnsanlardaki korku yok olup gittiği zaman, on­larda isyân, taşkınlık veya görevlerini yerine getirmeme  gibi olumsuz davranışlar ortaya çıkar. Bunun içindir ki, ümidin içinde biraz korku, korkunun içinde biraz ümit olmalıdır. Açları çalıştıran doymak ümidi, tokları çalıştıran da açlık korkusudur. Bu iki duygu, görev duygusunu canlı tu­tan ve canlandıran duygulardır. Bu sebeple diyebiliriz ki, insan hayatı ümitle korkunun bir karışımıdır. İslâmî literatürde bunun adı “Beyne’l Havf ve’r Reca”dır. Ümitle korku arasında olmak demektir. Ümitle korku arasındaki hassas dengeyi koruyan in­san, tam olarak görevini yapacak formasyona ulaşmış insan demektir. Bu da ancak ilkeli ve kurallı bir eğitimle mümkündür.

 

SPOTLAR:

Kur’an’da yer alan bilgilerin sahası ve sınırı, Kur’an’ın kendisiyle sınırlı olsa da, içeriği çok geniş,  çok farklı ve çok yönlüdür.  Bu nedenle insanın bizzat kendisi ve eğitimi başta olmak üzere, ilişkide bulunduğu bütün varlıklarla ilgili bilgilerin, amacına uygun gelecek biçimde ve oranda Kur’an’da yer aldığı görülüyor. Eğitimin nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiğine dair bilgiler ise, her biri iyi bir eğitimci olan peygamberlerin kavimleriyle olan ilişkileri üzerinden örneklenerek sunuluyor.

 

Allah Teâlâ: “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanların apaçık düşmanıdır”

Hz. Muhammed: “ Allah beni zorlaştırıcı, sıkıntı verici, yanıltıcı ve şaşırtıcı olarak göndermedi. Lakin beni muallim (öğretici, eğitici) ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi”

 

Prof. Dr. Celal KIRCA

Kayseri Üniversitesi – Emekli

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*