BALKANLARDA UNUTULMUŞ KADÎM BİR SEVGİLİ: ELBASAN

Arnavutluk coğrafyasının orta kesimlerinde yaklaşık 80 bin nüfuslu eski bir Osmanlı şehri Elbasan.. Osmanlılar ona İlbasan demişler hep.. Şehir, Shkumbin veya Şkumbin nehrinin kuzey kıyılarında, son derece verimli bir ovanın doğu eteklerinde kurulmuş..

Elbasan’a yaklaştıkça, sağ tarafımızda Enver Hoca’nın köhnemiş fabrikaları dikkat çekiyor. Enver Hoca dedim de aklıma geldi.. Bu zat yıllarca “gereksiz masraf” deyip ülkede 1 kilometre yol yapmamış.. Yıllarca köy yollarından farkı olmayan yolları kullanmış zavallı halk.. Bugün yeni yeni yapılmakta olan modern yollar, otobanlar ve duble yollar doğal olarak ülkenin hızla kalkınmakta olduğunun işaretleri olarak da algılanabilir.

Elbasan

Şimdilerde hem karayolu ve hem de demiryolu ile Adriyatik’in güzel şehri Dıraç’a bağlanan bir kent Elbasan.. Diğer taraftan şehir, Dıraç’tan Makedonya’nın Struga ve Ohri kentlerine ulaşan transit yolun, yani şu meşhur Via Egnatia’nın da üzerinde bulunuyor.

Elbasan, tarihlerin bize söylediğine göre 1466’larda, Fatih Sultan Mehmed tarafından, bugünlerde sadece Arnavutluk’ta değil, Kosova ve Makedonya’da da heykel üstüne heykeli dikilen Arnavut asıllı komutan Gjergj Kastrioti yani şu bizim asi devşirme İskender Bey’e karşı yürütülen askerî harekâtlarda bir üs olarak kullanılmak amacıyla kurulmuş.. Belki bu yüzden de Elbasan, Osmanlı asırlarında sürekli Arnavut milliyetçilerinin merkezi olmuş bir şehir.. Aslında daha önceleri, antik dönemlerde bu şehrin kurulduğu yerde Scampis ya da Scamba adında bir kent varmış.. Zaman içinde Osmanlıların Balkanlarda kurduğu en önemli şehirlerden biri haline gelmiş olan Elbasan’ın bu isminin de “Arvanid ilini basan (gözetleyen) kale” anlamında yine Osmanlılar tarafından verildiği söylenir. Elbasan’ın eski Slav kaynaklarındaki ismi ise Konjuch olarak geçer.

Elbasan Şehir Merkezinde Saat Kulesi ve Surlar

Elbasan’ın Fatih Sultan Mehmed tarafından kuruluşunu izleyen yıllarda şehrin hızla gelişip büyüdüğü, her bakımdan adeta çevrenin cazibe merkezi haline geldiği anlaşılıyor. Şehrin kurulduğu yerin buna son derece elverişli olması da bu gelişmenin başlıca sebebi olmalı.. Bu asırlarda şehirdeki iki Müslüman mahallesinden biri şehrin kale surları içinde, diğeri dışında kurulur.. Elbasan, on altıncı asır boyunca büyümesini sürdürür. 1570’lerde yolu Elbasan’a düşen İtalyan seyyahlar burayı, ovada büyük bir varoşu ve güçlü surları bulunan bir şehir olarak tanımlıyorlar.

Elbasan’ın on yedinci asırdaki durumu hakkında en değerli bilgileri yine üstat Evliya Çelebi veriyor. Bu bilgileri aşağıda sizlere uzun uzun aktarmaya çalışacağım.. Fakat öyle anlaşılıyor ki zaman içinde Elbasan’da İslâmî hayatın gelişmesinde, muhtemelen Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan ve bugün Elbasanlılar tarafından “Hünkâr Camii” adıyla bilinen “cami” bir merkez haline gelmiş, yine II.Bayezid’in kuruluşuyla bizzat ilgilendiği bir “imaret” bunu tamamlamış.. Diğer taraftan özellikle eski bir Bosnalı aileye, Borovinic ailesine mensup olup Osmanlı devlet yönetiminde “kaptan-ı deryalık” ve “Rumeli Beylerbeyliği” gibi üst düzeyde görevler almış olan Sinaneddin Yusuf Paşa, 1500’li yıllarda bu şehirde bir zaviye ve bir muallimhâne yaptırır.. Evliya Çelebi, eserinde aynı zatın bir imaret, bir cami yaptırdığından ve  bir de ona ait Halvetî tekkesinden söz ederek bunun şehirdeki on bir tekkenin en büyüğü olduğunu söyler ki, söz konusu dergâh, yukarıda adı geçen zaviye olmalıdır..

Elbasan’da bugün ibadete açık üç cami var. Birisi Hünkâr Camii, diğeri, şehir merkezinde hemen hemen bütün Balkan şehirlerinde faaliyet gösteren Suudi-Bahâilerin açtığı yeni cami ve üçüncüsü de Görice (Korçe) – Elbasan yolu üzerinde, şehrin nisbeten dışında kalmış olan ve geçtiğimiz yıllarda yeniden onarılan şehrin yegâne kubbeli eseri, 1599 tarihli Nâzır Camii.. 16.asrın sonlarına doğru Nâzır Kejman Bey’in kızı tarafından yaptırıldığı söylenir. Halk arasında eserin ismi daha çok Nazıres Camii şeklinde telaffuz edilir. Yolunuz buraya düşmüşken yine aynı yol üzerinde bulunan Bardhi Dülger Bektaşi Tekkesi’ne uğrayıp bir “nefes” alabilirsiniz.. Yine şehrin kenar mahallelerinde sora sora bulabileceğiniz bir “Cemal Baba Türk Tekkesi” var ki, uğrayıp ziyaret ederseniz Bektaşi kardeşlerimiz sevinirler.. Bu eserler dışında; şehir merkezindeki çifte hamam, yeni gökdelenlerin arasında kaybolup gittiği gibi, aslî görevinden de uzaklaştırılarak kafeteryaya dönüştürülmüş.. Bir 16. asır eseri.. 1940’lı yıllarda hamam olarak kullanılmış.. Yakın zamanlarda da Arnavut Kültür Eserleri Enstitüsü tarafından onarılmış..

Elbasan’da siz unutsanız da kendisini size hatırlatacak önemli bir eser daha var.. Şehrin meşhur Saat Kulesi.. Efendim, gittiğiniz şehirlerde bir saat kulesi görürseniz, biliniz ki orası eski şehrin tam merkezidir.. Şimdi o saat kulesi şehrin neresinde kalmış olursa olsun..! İşte Elbasan’ın muhteşem saat kulesi de sizi böyle bir kimlikle karşılıyor..

Elbasan Kalesi’nin güney kısmında, sondan bir önceki kulenin üzerinde inşa edilmiş.. Elbasan şehir meydanına nâzır bu kule,  zaman içinde yangınlarla, depremlerle yıkıla yapıla günümüze ulaşmış.. Şimdi çok sağlıklı ve ihtişamlı görünüyor..! Ona ait olduğu söylenen ve şair Refîk’ın tarih manzumesini taşıyan 1315 hicrî tarihli kitâbe bir “inşâ”dan söz ediyor ama, bu tarihte olsa olsa tamir edilmiş olabilir Saat Kulesi.. Çünkü bundan epeyce bir zaman önce şehre gelen Evliya Çelebi, bu muhteşem eserden övgüyle söz eder.

Elbasan’da Müzeye Dönüştürülen Bir Konak

Elbasan şehir merkezinde görmeniz gereken önemli bir yapı da bir zamanlar okul olarak kullanılmış, şimdilerde bölgenin etnografya müzesi görevini ifa eden bir Türk konağı.. Arnavut kardeşlerimiz şimdi hemen buna; “Niye Türk konağı olsun, o bal gibi bir Arnavut konağı” diye  itiraz edeceklerdir belki ama, en iyisi Elbasan’a gittiğinizde buna siz karar verin..

Evliya Çelebi, Elbasan’a dair izlenimlerini anlatmaya enteresan bir benzetmeyle başlar ve şöyle der Elbasan için; “Anadolu’da Arabistan’ın gelin şehri Ayıntab’tır. Ama Rumeli’de Arnavutluk’un gelincik şehri bu İlbasan şehridir. Latin tarihçilerinin yazdıklarına göre bu eski şehrin ilk kurucusu, Büyük İskender zamanında Kavala Kalesi sahibi olan Yunanlı Filikos’tur.”

Elbasan Kalesi’nin Güney Kapısı üzerinde Evliya’nın

 sözünü ettiği üç mermer kitâbe..

Çelebi’nin Elbasan’ın tarihî geçmişine ve özellikle Osmanlılar tarafından fethine dair bu söyledikleri tarihin neresindedir bilemeyiz ama O’nun Elbasan kalesine dair yaptığı tespitler bugün bizim gördüklerimizle tıpatıp örtüşür.. İsterseniz Elbasan Kalesi’ne dair söylediklerine bir bakalım Evliya’nın.. Diyor ki; “Kapıya yakın Hünkâr Camii bulunmaktadır. Kiremit örtülü, kâgir yapılı, eski bir camidir. Cami’nin yanında yüksek bir Saat Kulesi vardır. Son derece işli bir sanat eseri olup gayet düzgün çalışan bir saati vardır ki dakika ve derece şaşmaz, bu camilerin müezzinleri bu saate bakarlar. Kale içinde 460 adet bağ ve bahçesiz kiremit örtülü, biraz genişçe, altlı ve üstlü, eski yapı evler bulunmaktadır. Dizdarın evi buradadır. Ama iç il olduğundan neferlerinin kendileri ve evleri dahi yoktur.

Bu İlbasan Kalesi’nin dört bir yanındaki bayırlar dibine birer saat mesafelik yerlere kadar hep mamur, şenlikli bağ ve bahçelerle bezenmiş cennet bostanları gibi bostanlarla süslenmiş saraylar, çeşitli köşkler, havuz ve fıskiyelerle donatılmış kiremit örtülü hânedanların hepsi kâgir yapı olup ikişer ve üçer katlı güzel evlerdir. Her evde mutlaka birer akarsu bulunur ve aynı zamanda da havuz, şadırvan ve fıskiyelerden de fışkırmaktadırlar. Hakikaten cennet bahçeli değerli kâşânelerdir. Camilerin minarelerinin külahlarından başka kurşun örtülü hiç bina yoktur. Hemen hepsi kırmızı renkli kiremitlerle örtülüdürler.”

Evliya Çelebi, meşhur Seyahatname’sinde uzun uzun anlattığı Elbasan şehrinde çok sayıda saray ve köşkün bulunduğunu söyleyerek bunlardan bazılarının isimlerini de verir. Zengin konaklarının kapılarında cömertliği ve misafirperverliği vurgulayan çeşit çeşit yazıların bulunduğunu verdiği örneklerle belgeler. Onlardan biri şöyledir : “Şerefü’l-beyti bi-ehlihî / Ve şerefü ehlihî bi-sehâihî ” .. Arapça olan bu manzum ibare özetle şunu söyler misafirlerine : “Evin şerefi, izzeti o evde oturan iledir, o evde oturanın şerefi de cömertliği iledir.” “Bunlar gibi binlerce daha beyitler yazılıdır” der ve Elbasan’a dair övgü dolu sözlerine şöyle devam eder Çelebi: “Bu beyitlerden anlaşıldığı üzere bu şehirde kapıları kapamak ve ev sahibinin başlı başına misafirsiz olarak, yalnız hizmetçileriyle yemek yemesi gayet ayıptır. Onun için hiçbir ev mutlaka misafirsiz değildir. Her dergâhta bu kadar misafiri, atlarıyla ve hizmetçileriyle bir ay yatıp kalksa yine de yük saymazlar. Yılbaşında, bulunursa haline münasip mutlaka bayramlık bir giyecek veririler. Bu güzel halleri kırk yıldır hiçbir diyarda görmedim. Ancak Şam Trablus’unda Yeniçeri Ağası Hızır Ağa’da gördüm. Bir de İlbasan’da gördüm.”

Elbasan’la ilgili izlenimleri bu kadar değil elbette Çelebi’nin.. Seyahatnamesi’nin Elbasan’a ayırdığı kısmında bundan sonra Elbasan’daki mahalleleri isimleriyle kaydeder, şehrin mektep medreselerinden, şehirdeki sûfî tekkelerinden, akarsularından, kuyu ve çeşmelerinden, imaret ve aşevlerinden, han, hamam ve kervansaraylarından, şehirde şöhret bulmuş okçuluk, yaycılık ve kalkancılık gibi mesleklerle bunları icra etmekte olan esnaftan övgüyle söz eder.

Çelebi’nin Elbasan çarşı-pazarları ile ilgili gözlem ve anıları da nakle sezâ doğrusu.. Bakın neler söylüyor üstad : “Bu İlbasan şehri içinde her Pazar günü büyük bir “pazar” kurulur ki şehrin dört bir yanındaki köylerden, kasaba kale ve şehirlerinden binlerce adet küçük ve büyük, erkek ve kadın gelip şehrin içi insan denizi gibi olur.

Elbasan Kale İçi Sokakları

Bütün çarşı ve pazar sokakları baştanbaşa kaldırım taşı döşeli olup iki tarafındaki yay kaldırımlarının kenarlarından birer çeşit lezzetli hayat suları akar ve bütün caddeleri temizler. Özellikle çukacılar çarşısında okçular, yaycılar, bıçakçılar, kılıççılar çarşıları içindeki yollar üzerinde sıra sıra dikilmiş dut ağaçları, yüksek çınar ağaçları, salkım söğütler, çeşitli üzüm ağaçları şehri süsleyip donattıkları gibi bütün pazar halkı da bu ağaçların gölgelerinde oturup mallarını satarlar.”

Çelebi, bu belirlemelerin ardından cami ve mescidlere geçer. Kale içinde yer alan Elbasan’ın en eski camileri olan Sultan Mehmed Han Camii ve Gazi Sinan Paşa Camilerini kaydettikten sonra Kale dışında Bıçakçızâde ve Tavşan Camilerini zikreder. Elbasan’daki gezilerim esnasında Elbasan Belediye Başkanı Kâzım Seydimî ile de tanışma fırsatı buldum. Makam odasının duvarında gördüğüm devâsâ iki siyah beyaz fotoğraf eski Elbasan’ın şehir merkezi ile eski çarşıyı gösteriyordu. İşte o fotoğrafta yer alan -ki Evliya Çelebi bu alana “Uzun Çarşı” adını veriyor- Kalenin güney kapısı karşısındaki muhteşem Hasan Balizâde Camii’nin yerinde yeller esiyor şimdi. 1978’de Enver Hoca’nın emriyle hâk ile yeksân edilmiş bu cami.. O güzellik şimdi bu siyah beyaz fotoğrafta kalmış.. Başkanın, bu caminin yeniden aslına uygun olarak inşa edileceği şeklindeki beyanları bir kuru teselli mi acaba? “Keşke” diyebiliyorum içimden.. Keşke..

Hasan Balizâde Camii, olur ya yeniden yapılır da kitabesini bulamazlarsa eğer -ki bulunması mümkün değil, çünkü koskoca camiden geriye bir tuğla bile kalmamışken kitabenin lafı mı olur- sakın üzülmesin Elbasanlılar, çünkü üstadımız Evliya Çelebi keramet gösterip Hasan Balizâde Camii’nin kitabesindeki tarih kıtasını bizim için zaptetmiş..! İşte bu caminin şimdi tarihin derinliklerine gitmiş olan ve Manastırlı Le’âlî tarafından  yazılmış tarih kitâbesi :

 

Yapub Hasan Balizâde Hudâ içün

Bu beytullahı çû zamanında cennet

Bihamdillâh itmâm itdi bu hayrı

Kabûl ide bihakk-ı zât-ı vahdet

Ne devletdür bu kim tâ rûz-ı mahşer

Diyeler rûz u şeb rûhuna rahmet

Manastırî Le’âlî didi târîh

Zihî oldu ibâdetgâh-ı ümmet  (1017)

Yakın Plânda Hasan Balizâde Camii, 1978’de Yıkılmadan Önce / Elbasan

Evliya’nın Elbasan için söylediklerine niye bu kadar uzun uzadıya yer verdiğimi merak edenler olabilir. Açıklayayım: İki sebepten; birincisi Çelebi’nin Elbasan ziyaretinde görüp yazdıklarının birçoğunun hem çok çok önemli olması, hem de bugün çoğundan eser kalmamış olması tabii.. Maalesef bugünün modern Elbasan’ında sizlere çarşı-pazar adına bile söyleyebileceğim çok fazla bir şey yok.. Fakirliğin, ekonomik sıkıntıların ezdiği insanlarla dolu, işsizlerin parklarında boş boş oturup akşama kadar domino oynadıkları bir Elbasan.. Sessiz, sakin insanlarıyla ama çok çok güzel bir Arnavutluk şehri..

Peki o günden bu güne, bilhassa “Kale” ve çevresinde geriye ne kalmış, ne kalmamış diye şöyle bir bakacak olursak göreceğimiz şudur: Ben Elbasan Kalesi’nin dört bir tarafını iki defa dolaştım.. Bugün Elbasan’ın neredeyse tam ortasında yer alan bu kalenin Batı’ya ve Güney’e bakan taraflarında yer alan surları hâlâ ayakta duruyor.. Zaten “Kale” denilen şey de bu “Sur” lardan başka bir şey değil.. Surların üzerine de çıktım.. 2-3 metre genişliğindeki bu surlar üzerinde uzun uzun yürüdüm, yeşillikler içindeki bu eski Osmanlı şehrini biraz da hüzünle seyrettim. Kalenin kuzey ve doğu taraflarında yer alan surları neredeyse tamamıyla yıkılmış.. Muhtemelen 1470’li yıllarda Üsküplü İsa Bey tarafından Via Egnetia yolu üzerinde inşa ettirilmiş.. İlk yapılışında üç kapısı varmış ama şimdilerde, meydana açılan ve “Pazar Kapısı” olarak da bilinen “Batı” kapısı dışındaki kapılar yıkılıp gitmiş..

Elbasan’da Hünkâr Camii

Yıkılan surlardan geri kalanlar da evler arasında kaybolmaya yüz tutmuş.. Çelebi’nin sözünü ettiği “fetih kitâbesi”, “Pazar Kapısı” üzerindeki yerinde aynen duruyor.. Bu kitabe şehir meydanına bakan ve bugün ayakta kalabilen tek kapının “iç-şehir” tarafında yer alıyor. Kapının meydana bakan yüzünde ise yine Evliya’nın uzun uzun anlattığı o üç mermer kitabe asılı duruyor.. Bu kale kapısının hem iç hem dış yüzünde Çelebi’nin anlattıklarına ayniyle şahit olmak gerçekten heyecan verici.. Kale içinde, Elbasan’da vakıfları bulunan Sinan Paşa tarafından yaptırıldığı sanılan Hünkâr Camii ve surlar üzerinde yer alan meşhur Saat Kulesi, bugün zamana şahitlik etmeyi sürdürüyor Elbasan’da..

İyi hoş da geldik gidiyoruz şu Elbasan’dan ama o dillere destan kebabından tek kelime bile etmedin diyenlere biz de dilimiz döndüğünce bu kebabın anavatanından seslenelim şimdi.. Tabii  haklısınız, Elbasan’a gelinir de nâmı taa Anadolu’ya ulaşan bu leziz kebaba dair bir kelamımız bulunmaz mı, bulunur elbet.. Efendim, bir defa bu “Elbasan tava” dedikleri şey, haşlanmış kuzu etinin yoğurtlu bir sosla birlikte fırınlanmasıyla yapılan enfes bir Türk yemeğidir, bunu böylece bilelim.. Elbasan’lı diye Arnavut yemeği zannetmeyin, gerçi olsa da bir mahzuru olamaz elbette.. Yemeğin milliyeti mi olurmuş..! Efendim önce kuşbaşı kuzu eti, soğan, defne yaprağı, tane karabiber gibi tatlandırıcı malzemelerle haşlanır ve piştikten sonra lif lif didiklenir. Bir başka hazırlama türü olarak da etler soğanla kavrulur, fakat didiklenmez. Sonra bir fırın tepsisine alınan etlerin üzerini kapamak için süzme yoğurt ile bir sos hazırlanır. Bu sosun içinde mutlaka un, yumurta ve yoğurt bulunur. Az miktarda limon, soğan ve baharat da eklenebilir. Sosun kalınlaşması ve un tadının gitmesi için karışım düşük ateşte bir müddet pişirilir. Sos ısıtılacaksa, yumurtanın sarısı sos kalınlaştıktan sonra yavaş yavaş yedirilerek eklenir. Buradaki amaç yumurtanın pişip sosun içinde parça parça katılaşmasını engellemektir. Yoğurtlu sos yerine fırın yemekleri için hazırlanmış sos da kullanılabilir. Son olarak tepsiye alınmış etler sosla kaplanarak fırında üzeri hafif renklenene kadar pişirilir. Dilimlere ayrılarak servis yapılır. Afiyet olsun efendim.. Bu da benden sizlere bir Elbasan ikramı olsun.. Elbasan’a gelemeseniz de “tava”sı evlerinize gelmiş olsun istedim.. İnşallah bu “Elbasan tava”yı bir gün bu güzel şehrin güzel insanları ile birlikte yersiniz, ne diyeyim.

Arnavutluk’un bu güzel şehrine doyamadan ayrılıyorum. İnsanı içinden bir yerlerinden yakalayan ve uzaklaşmak istedikçe acı veren bir tarafı var bu şehrin.. Hani  bir görüşte aşık olmak gibi bir şey.. Tanışalı şunun şurasında ne olmuştu ki sanki.. Ama Elbasan Kalesi içindeki o eski mahalleler, o daracık sokaklara yaslanmış kireç badanalı bembeyaz eski Elbasan evleri.. Henüz asfalt denilen nesne ile tanışmamış, yer yer çimen, yer yer toprak ve taşlarla kaplanmış o güzelim Elbasan sokakları..  İnşallah gelecek zamanlarda kısa da olsa kavuşma hayalini hep yüreğimde taşıyarak vedalaşıyorum bu Balkan güzeli ile.. Hoşça kal dağlar güzeli, hoşça kal Elbasan..

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*