EDİRNE RÛHU

Edirne, “Allah’ın bir ikramı” olarak nispeten tabii bir koruma sağlayan Tunca menderesinde (büklümü) kurulmuştur. İçerisinde bulunduğu Trakya Bölgesi de Karadeniz, Akdeniz, Asya ve Avrupa memleketlerinin geçiş noktasındadır. Hal böyle olunca, Edirne tarih boyunca barış zamanlarının önemli ticaret, ilim, kültür, zanaat, sanat, …; savaş zamanlarının ise istilâ, yağma, işgal, yıkım, … şehri olmuştur. Aynı perspektife göre barış dönemlerinde kervanlar için İstanbul’a varmadan önceki en önemli geçiş hattı, savaş durumunda ise istilânın önlenmesi için en önemli merkez konumunda kabul edilmiştir.

Bu sebeple “sultanlar şehri” ve “şehirler sultanı” diye anılmıştır hep. Bütün bir Türk-İslâm Dünyası’nın en uzun süreli devleti olan Osmanlı’nın (1299-1923) bir asra yakın başkentliğini yapmış bir şehirdir.

 

“Sultanlar şehridir”; zira sırasıyla fâtihi, şehîd I. Murat (1360-1389) başta olmak üzere I. Bayezid (1389-1402), (Çelebi) I. Mehmed (1413-1421) ve II. Murat’a (1421-1444, 1446-1451) evsahipliği yapmış; bağrından “yeni bir çağı” başlatan İstanbul Fâtihi Sultan II. Mehmed’i (1451-1481) çıkarmış bir başşehirdir.

 

“Şehirler sultanıdır”; zira başkentlik İstanbul’a taşınmasına rağmen, “ikinci başşehir” ünvânıyla Balkanlar’daki fetihler için üs olmaya devam etmiş; II. Bayezid (1481-1512), I. Ahmed (1603-1617), II. Osman (1618-1622), IV. Murad (1623-1640) ve IV. Mehmed’in (1648-1687) av partilerine, sefir kabullerine ve bazı şehzâde ve hanım sultanların düğünlerine ev sahipliği yapmış; hâl-i hazırda da bazı şehzâde ve sultanların türbelerini bulunduran, bünyesinde klasik Osmanlı mimârisinin hem ilk hem de zirve örnekleri olması yönüyle eşsiz eserlerini barındıran şehirdir.

 

  1. Murat ile Lala Şahin Paşa’nın şehridir Edirne, lala şehirdir. II. Murat’ın şehridir, murâd şehirdir. Fatih Sultan Mehmed’in şehridir, fâtih şehirdir. Baba Demirtaş’ın şehridir, demir-taş şehirdir. II. Bâyezid’in şehridir, şifâ şehirdir. I. ve II. Selim’in şehridir, bir yandan yavuz diğer yandan selîm şehirdir. Kanûnî Sultan Süleyman’ın şehridir, âdil-kanun şehirdir. Avcı Mehmed’in şehridir, avcı şehirdir. II. Mahmud’un şehridir, mahmûd şehirdir… Ve Gazi Mustafa Kemal’in şehridir; gâzî şehirdir, mustafâ şehirdir, kemâl şehridir.

 

Sefîr şehirdir Edirne. Hudut değil, köprü şehirdir; ser-hâd değil ser-cisr’dir: Giderken cihâda, gelirken hicrete açıktır…

 

Büyük Osmanlı Devleti’nin üç şehrinden (bilâd-ı selâse) “ikincisi”, diğer bir tabirle “Bursa’nın oğlu İstanbul’un babası” olan Edirne, hâliyle çok büyük bir ilgi ve o oranda yatırım görmüş, kısa zamanda bir ticâret, ilim-irfân ve kültür-sanat şehri hâline gelmiştir.

 

Evliyâ Çelebi’nin 1095/1684 [?]) verdiği bilgilere göre bir yandan Hızır Dede Hünkâr Tekkesi, Güreşçiler Tekkesi, Kurtbayırı Kadirî Dergâhı, Şeyh Sezâî-yi Gülşenî Tekkesi, Taşkent Baba Tekkesi ve Murâdiye Mevlevîhânesi gibi hemen her meşrebin “yaygın eğitim kurumlarına”; diğer yandan Saatli Medrese, Peykler Medresesi, Beyazıt Medresesi, Taşlık Medresesi ve Selimiye Dâru’l-Hadîs’i ile Dâru’l-Kurrâ’sı gibi Ahmed Bâdî Efendi’nin (1839-1910) Riyâz-ı Belde-i Edirne adlı eserinde belirttiğine göre sayıları 46’ya ulaşmış medreseleri, başka bir ifadeyle “örgün eğitim kurumları” ile “Osmanlı Medeniye’tinin” inşâsında çok önemli bir işlev görmüştür.

 

Tabîî olarak bu dergâh ve medreselerde bir kısmı hâlen Edirne’de medfûn pek çok şeyh, âlim, kadı, hatta şeyhülislâm yetişmiş ya da ders vermiştir. Bu bağlamda Şeyhülislâm Fahreddîn-i Acemî (865/1460-61 [?]), Sinan Paşa (891/1486), Molla Lutfî (900/1495), Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi (932/1526), Şeyhülislâm Molla Hüsrev (885/1480), Şeyhülislâm İbn Kemal (940/1534), Kınalızâde Ali Efendi (979/1572), Şeyhülislâm Kadızâde Ahmed Şemseddîn Efendi (1577 – 1580) ve Hasan Sezâyî-i Gülşenî (1151/1738) gibi isimleri saymak mümkündür.

Bütün bu âlim, ârif ve devlet adamlarının mayaladığı Edirne toplumu asırlardan beri Müslümanca yaşar. Alman seyyâh Döbel’in anlatımıyla bütün Edirneli esnaf namaz esnâsında dükkânını kilitlemeden câmiye gider, çünkü herkes malının çalınmayacağından emindir, burada yaşayan Türkler dürüst insanlardır. Camiler günlük [beş vakit] namazlarda çok dolu olmamakla beraber Cuma, Ramazan ve Bayram günlerinde tıka basa doludur, Bayram zamanlarında bütün ev ve sokaklar temizlenir, bayramlık elbiselerini giyen herkes camilere koşar,  insanlar birbirlerini ziyaret ederler…

Edirne; Selimiye, Eski Cami ve Üç Şerefeli Cami gibi selâtîn câmileri, II. Bayezid Külliyesi ve Sağlık Müzesi, tabyaları, şehitlikleri, köprüleri ve ayağa kaldırılmayı bekleyen onlarca tarih kültür ve sanat değerleri; tarım alanları, nehirleri, şehir ormanları ile tabîî varlıkları ve sanayi bölgesine kısmen yakınlığı, sınır kapıları gibi stratejik ve ekonomik varlıkları ile önemini hâlen koruyan bir şehirdir.

Edirne; 1829, 1877-1878 birinci ve ikinci Rus işgâli, 1912-1913 Bulgar ve 1920-1922 Yunan işgâli olmak üzere, bir yüzyılda dört defa işgâle uğramasına rağmen bütün bu travmaları, îmânından ve geçmişinden aldığı güçle atlatabilmiş, Türk-İslâm kimliğini ve benliğini koruyabilmiş mazlûm bir şehirdir.

Hem coğrafî, stratejik hem de tarihî ve kültürel olarak “Doğu’nun en batısında, Batı’nın da en doğusunda” bulunan Türkiye’nin, bu çerçevedeki kapısı ve köprüsü Edirne’dir. Nitekim ülkemizin dört sınır kapısına ve bunlardan biri “Dünyanın en büyük 2. kara sınır kapısı” unvanını taşıyan Kapıkule’ye sahip olup yeniden Balkanlar’ın bir ilim, irfan, sanat ve ticaret üssü olmaya adaydır.

 

*          *          *

Netice olarak son yıllarda “Burası Edirne! …” denilerek Edirne’ye; tarihine, kültürüne, benliğine uymayan ve uymayacak elbise biçilmeye çalışılması asla kabul edilemez. Zira Edirne tarihî ve kültürel slüetiyle, rengiyle, kokusuyla, bedeniyle, ruhuyla Dâru’l-İslâm’dır. “Evet, burası Edirne! Ve Edirne, “Dâru’n-Nasr ve’l-Meymene’dir”, zafere/fethe mazhar kutlu belde, “müjdelenmiş” şehirdir; mücâhid şehirdir, fâtih şehirdir, gâzî şehirdir, kahraman şehirdir, muhacir şehirdir, ensâr şehirdir; ilâveten âlim şehirdir, derviş şehirdir… hâsılı Müslüman şehirdir azîzim!”.

Ne diyorduk: “Rûhun Edirne’sini” kurabilirsek eğer, Allah bize “Edirne’nin rûhunu da”, “Edirne rûhunu da” nasîb eder.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*