Alija İzetbegovic, Felsefe ve Üçüncü Yol

ALİJA İZETBEGOVİC, FELSEFE VE ÜÇÜNCÜ YOL

EMRE DESOVALİ

Boşnaklar tarih boyunca hep arada kalmış; Doğu ile Batının, Katoliklik ile Ortodoks-luğun, Hırvatlar ile Sırpların, Faşizm ile Komünizmin, Germenler ile Slavların… Arada kalmanın tarihsel açmazlığını –diyalektiğini- Aliya’nın tabiri ile üçüncü yolla aşmışlardır. Katolik ya da Ortodoks olmak yerine Müslümanlığı, Hırvat ya da Sırp olarak isimlendirilmek yerine “Bosnjak” – Boşnak – olarak isimlendirilmeyi seçmiş, jeopolitik konumda entitelerini koruyabil-mişlerdir…
Yaratılan diyalektik açmazlık karşısında özvarlığını koruyabilen bir entitenin parçası olan Alija, “üçüncü yol” bakış açısını felsefe hayatında da kullanabilmiştir. Evreni olmuş bitmişten öte, eytişimsel biçimde ilerleyen süreç olarak gören Marksist felsefe , evrenin birliğini varoluşunda değil, maddeselliğinde bulmuş, maddeyi bilincin dışında ve bilinçten bağımsız gerçeklik olarak görmüştür. Ve bu felsefi telakki karşısında İzetbegovic, Hareket noktasında Maddenin, Varlığın ve Vücudun yerine İnsanı, , Civitas Solis yerine Ümmeti, Toplumsal Koruma Prensibi yerine Koruyucu Cezayı, Materyalizm yerine İslam’ı koyar.
“İdeal Toplum” alt başlığını “Dram ve Ütopya” üst başlığında toplayan İzetbegovic, dramın insanla, ütopyanın dünyayla uğraştığını hatırlatarak, ütopyada dramın dramda ise ütopyanın yokluğunu belirtmiştir. Uzlaşmaz iki fenomenin –dram ve ütopya- özünde hürriyet diğerinin ise buna zıt iki gerçek yani düzen ve yeksanlık teşkil ettiğini hatırlatmış ; bununla ilgili görüşleri şöyle çizmiştir;
“Bana göre üç dünya görüşü vardır; İdealist, Materyalist ve İslami dünya görüşleri. İnsanın beden ve ruh denen iki unsurdan yaratıldığı genel kabul gören ifadedir. İnsan için önce ‘hayatımı nasıl sürdürebilirim’ sorusu sonra da ‘hayatımı neden sürdürmeliyim’ sorusu gelir. Bu sorular ‘ütopya’ ve ‘dram’ arasındaki çatışmanın da özünü oluş-tururlar. Ütopya bireyi, dramaysa ahlakı tanımaz. Aslında bu ikilem bütün insanlık tarihine damgasını vurmuştur. Fakat bu iki eğilim ancak İslam’da uzlaşma zemini bulmuştur. İslam, bu iki kutup arasında insan fıtratının denge durumuna tekâmül eden sentez, bir üçüncü yoldur. ”