EDİRNE KABAK/KAVAK MEYDANI

Ok ve yay, tarihimizin en önemli ata sporlarından biri olmasının yanı sıra kültür tarihimize meydan, dergâh, nişan taşı gibi kültür unsurlarını miras bırakmıştır.

 

Okçuluk ve av sahneli minyatürlerde görüldüğü üzere, çok sayıda Osmanlı Sultanı da okçulukla meşgul olmuştur. İstanbul Okmeydanı, Fatih Sultan Mehmed’in emri ile vakfedilmiştir. Vakfiyede buranın ok atışları için kullanılacağına ve sefer öncesinde toplu ibadetlerin yapılabileceğine yer verilmiştir. Sultan II. Beyazid döneminde Okmeydanı genişletilmiş, ayrıca yarışmalarda rekorların kırıldığı menzillere nişan taşları dikilmiştir.

 

Osmanlılarda kır ve mesirelerde olduğu kadar, şehirlerdeki geniş meydanlarda da kabak atışları yapılır ve bu meydanlara “Kabak Meydanı” adını verilirdi. Kabak okçuluğu yapılan bu meydanlarda at koştururken ok atılırdı.

 

Burada Türkçe bir kelime olan “kabak” sözcüğü dikkat çekicidir. Bu kelime Arapça’ya “remvü’l-kabak”, “meydanü’l-kabak”, Farsça’ya “kabak bâzî”, “kabak endâzî” şeklinde olduğu gibi geçmiştir. Bu bakımdan Kabak okçuluğunun Türkmen boylarından çıkarak yayıldığı söylenebilir. Türk beyleri direkler dikerler, başına bir kabak geçirirler ve düğünlerinde, eğlence anlarında kabağa ok atarlardı. Sonradan hedef olarak kabak yerine altın, gümüş kupalar kullanılmışsa da, bu ad muhafaza edilmiştir.

 

Kabak okçuluğu konusundaki en erken kayıtlar, 13. yüzyılda Memlûklerde, sultanların ve emirlerin, doğum ve sünnet şenliklerinde kabak yarışmaları yapılmasını anlatan tasvirlerdir. Mesela Sultan Baybars’ın 1267 yılında başkent Kahire’de bir hipodrom inşa ettirdiği ve buraya “Meydânü’l-Kabak” denildiği bilinmektedir.

 

15-17. yüzyıllarda Osmanlılar’da kabak okçuluğu, sevilen bir spor olarak çok rağbet görmüştür. TSM H. 1523 v. 138a numaralı Hünernâme adlı eserde Sultan II. Murad’ın Edirne’de A elçiler önünde kabağa ok atışını gösteren bir minyatür bu konuyu tasvir eder. Bu tasvirde Sultan bir vadide, dörtnala at sürerken tam direğin hizasında ters dönmüş, altın yaldızlı bir tasa ok atarken tasvir edilmiştir. İstanbul Atmeydanı’nda da 16-17 yüzyıllarda kabak atışları düzenlendiği kaynaklarda yer almaktadır. Hünernâme’deki Topkapı Sarayı tasvîrinde, Seferli Koğuşları ile deniz surları arasında görülen bir kabak direği, Saray’ın kabak meydanının burası olduğuna işaret eder.

 

Evliya Çelebi, Edirne Kavak Meydanı’nın Selimiye Camii civarında, vaktiyle Eski Saray’ın bulunduğu yerde olduğunu yazar. Saray-ı Atik, Fatih’in doğduğu saray olup, Edirne’de Kavak Meydanı denilen alan, özünde kabak meydanı olmalıdır. Daha sonra kuvvetle muhtemel kavak meydanı ismini almış olmalıdır. Evliya Çelebi, Edirne Kavak Meydanı’nın Selimiye Camii civarında, vaktiyle Eski Saray’ın bulunduğu yerde olduğunu yazar. Edirne’de “Kavak Meydanı” denilen alan, aslında Kabak Meydanı olmalıdır. Meydanın daha sonraları “Kavak Meydanı” ismini almış olması kuvvetle muhtemeldir.

 

Trabzon’da da Zağnos Kapı civarında bir Kabak Meydanı olduğu kaynaklarda yazılıdır ve bu meydan da sonraları “Kavak Meydanı” olarak adlandırılmıştır. Evliya Çelebi, Trabzon Kabak Meydanı’nı “…cümle paşalar tatil günleri ol mahall-i ferahfezâya çıkıp cirit oynarlar. Gayet vâsi’ bir meydan olduğundan, ortasında üç kat gemi direklerini birbirine bend edip dikmişlerdir. Tâ zirve-i âlâsında bir altun yaldızlı top vardır. Cündiler at bırakıb ol topa hadenk endaht ederler; top vuran pehlivan’a ihsân olunur…” cümleleri ile tasvir eder.

 

Ok atmanın faziletleri ile okçuluk tarihini yazan Memlûklü Tayboga, Buğyetü’l-Merâm Gayetü’l Garâm adlı eserinde kabak meydanına ilişkin; uzunluğunun 60 ila 130 kulaç arasında olduğunu, en uygun meydanın 120 adım olduğunu, meydanın düzlük olması gerektiğini ve meydanın tam ortasına uzun bir direk dikilip tepesine bir kupa, bir kuş tasviri ya da madenî bir top konulduğu şeklinde tasvir eder.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*